Ads 468x60px

Asıl Sitemiz Teledun
gibir.com.tr

29 Haziran 2012 Cuma

Otel çalışanları'nın maaş ve fazla mesai ücret sorunları

Her sektörde olduğu gibi otelcilik sektöründe çalışanlarında bir çok sorunu vardır.Ne yazık ki bu sorunları en aza indirebilmek için yatırımcılar fazla çaba sarf etmezler.Nasıl olsa çark bir şekilde dönüyor,iş devam ediyor,para geliyor. Nasıl ki bir ürünün markası kaliteli ve pahalı ise otelcilikte de sunmuş olduğun hizmetin kaliteli olması içinde hammadden kaliteli olacak.Bu hammaddenin kaynağında da insan emeği olduğuna göre bu emeğin karşılığını vermek gerekir.Her otelde söylenen bir söz vardır "profesyonel çalışıyoruz".Gerçek profesyonel çalışmada ekip içindeki herkes çok iyi eğitimler alır ve hedefler belirlenir,sonuçta harcanan emek için çok iyi ücretler ödenir.Profesyonel olarak çalışan oteller yok mu elbette var ancak sayıları çok az.Buna karşılık maaşı zamanında ödemeyen,mesai ücreti vermeyen,sezon sonunda ücretsiz,askı gibi izinlerle personeli işten soğutan otellerde çoğunlukta. Yukarıda da anlatıldığı gibi otel çalışanlarının sorunlarının en başında maaş konusu gelmektedir.Bazı oteller maaşlarını zamanında ödemez,bazıları elden verir çift bodro uygular yani kendi çıkarlarına hangi yöntem uygunsa onu uygular.Çalışanın söz hakkı hiçbir zaman olmaz. Maaş konusundan sonra gelen diğer bir önemli sorun fazla mesai ücretlerinin ödenmemesi.Her otelde servis,mutfak bölümleri başta olmak üzere çalışanlar haftada en az iki gün mesai yaparlar.Bu mesailer her otelde artık gelenek olmuştur.Kadro tam olsada eksik olsada mutlaka haftada en az iki gün mesai yapılır.Fazla mesai yapmaya alışmış bir çalışan haftada iki mesaiye sesini çıkarmadan gelir çalışır.Herhangi bir ses çıkmadığı için yöneticiler ve işverende sesini çıkarmaz çark döner gider.Ancak hiçkimse bu mesaileri hesaplayıpda bu kadar alacağım var veya bu kadar fazla mesai alacağın var demez.Tâ ki ağırlaşan iş yükü sırtlarında iyice hissedinceye kadar.Bazen mesailerin sayısı ve saati artar ,homurdanmalar,şikayetler başlar.Sesini çıkarıp yaptığı fazla mesai ücretini isteyene kapı gösterilir.Sonra malum süreçler başlar çalışma müdürlüğüne şikayet,mahkemeye verme gibi işlerle çalışanlar haklarını almaya çalışır.İşverenin fazla mesai vermemesi bunu mahkeme kanalı ile ödemesi işverenin işine geliyor gibi,çünkü yıllık olarak fazla mesaileri hesapladığınızda mahkemeye veren 2-3 çalışana ödediği tazminattan kat kat fazla. Otel çalışanlarının haklarının düzenlendiği bir yasa çıkarılabilir.Burada belirli kriterler konularak personellerin yaşam standartı yükseltilebilir.

28 Haziran 2012 Perşembe

Yâ Fettâh

Osmanlı Devleti dönemindeki ev, saray, han ve cami kapılarının üzerinde genellikle "Yâ Fettâh" yazardı. Allah'ın 99 isminden biri olan "Fettâh", "Her türlü zorluğu kolaylaştıran" anlamına gelmektedir.

ÇOCUKLUĞUMUZDA...

Bizim çocukluğumuzda annelerimiz çalışmazdı. Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım. Hatta Babanım bile anahtarı yoktu. Annem evimizin bir parçası gibiydi, hep evdeydi. Her yere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki..... En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı. Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani. Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık. Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya,zıplaya yürüyerek gelirdik. Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi. Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile dalardık. Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere ekmek arası bir şeyler hazırlar gönderirdi. Mahallemizdeki teyzeler Annemiz gibiydi. Susayınca girer evlerine su içerdik. Ya da pencereden bize bir sürahi bir bardak uzatırlar,hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik. Kısacacı evine gidip gelen (...ki;sadece çişi gelen giderdi evine)elinde mutlaka yiyecekle dönerdi. Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi. Bu bazen bir kurabiye, bazen bir meyve olurdu. Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık. Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi. Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştırırlardı bizi... Polisler gelmezdi kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı. Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz,onlar nedir bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi, en fazla saçlarımızdan çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık. Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık. Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık. Azar işitip, acillere taşınmazdık. Düşerdik ekmek çiğner basarlardı alnımıza, oyuna devam ederdik. Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik. Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim. Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki. Komşumu tanımıyorum ama evinin camında, temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum. Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem. Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece; bilmem kaç kuruş hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri. Evlerimiz var, içinde yaşayan yok. Parklarımız var, içinde oynayan çocuk yok. Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, ışıl ışıl vitrinler, girip çıkan yapay insanlar... Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz.. Tahta iskemlelerimizde oturan yaşlılarımız, onlara dede, nene diye hatırını soran çocuklarımız yok oldu. Ben kapılarında 'vale'lerin, 'bady'lerin beklediği yerlerden hep korkmuş çekinmişimdir. Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp, taksidini bitiremediği arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana. Benim değildir bu kültür. Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder. Nedir bunlar? Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk. Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk. İyi de neden böyle olduk ? Biz mi istemiştik? Yoksa birileri mi böyle istedi?.. “Her toplum hakettiği gibi yönetilir”derler ya, hakettiği gibi de yaşar diyelim mi?

27 Haziran 2012 Çarşamba

COMMODORE ELİT TÜRKİYE'NİN İLK + 18 OTELİ OLACAK

Geçen ay hizmete giren Antalya-Side'deki Comomrdore Elit Resort, Türkiye'nin ilk 18 yaş üstü oteli olarak hizmet verecek. Sağ-Tur’un Side’de hizmete soktuğu yeni tesisi Commodore Elit’in Türkiye’nin ilk 18 yaş üstü oteli olacağı bildirildi. ’Romantizm Dahil’ parolası ile +18’in uygulandığı otelde çiftlere romantik ve lüks bir tatil vadediliyor. Toplam 16 bin 500 metrekare alanda kurulu 7 katlı 3 bloktan oluşan548 yatak kapasiteli ve 12 ay turizme açık olarak hizmet verecek oteli sahibi Cenk Beyaz, farklılık olması ve çiftlerin çocuk gürültüsünden uzak, eğlencenin ön plana çıkmadığı, daha çok dinlence amaçlı bir tatil ortamı planladıklarını söyledi. Beyaz, "Daha huzurlu ve rahat, kendisi ve eşine daha çok vakit ayırabildiği, sakin, romantik bir tatil konusunda Avrupa ve Ruslar’dan çok ciddi talepler var. Şu anda otelimizde İngiltere, Almanya, Rusya gibi dünyanın birçok ülkesinden 40’ı aşkın balayı müşterimiz konaklıyor" dedi.

Yardımlaşma ve Dayanışma

<
Otel içerisinde bulunan hizmet bölümleri arasında ve bu bölümlerde görev alan çalışanların birbirleri içerisindeki yardımlaşma ve dayanışması bir ekip çalışması olan otel operasyonuna katkısı çok büyük olacaktır. Malesef bu duruma yönetici ve çalışanlar gerekli önemi vermemektedir.Kendi işimi yaparım başka işe karışmam zihniyeti ile görev yapıldığından hizmet bölümleri arasında sürekli bir kopukluk oluşmaktadır. Bu durumları örneklerle açıklamak gerekirse havuz başını temizleyen bir meydancı şezlong yanındaki sehpa üzerinde gördüğü bir bardağı alıp bar'teslim etmez çünkü hemen bardak toplamak benim işim değil diye düşünür,aynı şekilde bar da çalışan bir barmen veya barboy bardak kırıldığında veya bir şey döküldüğünde hemen meydancı bir arkadaşını çaığırır halbuki bar deskinde kullandığı süpürge ve faraşla 15-20 saniyede kendisi temizleyebilir.Bu örnekler çoğaltılabilir.Elbette bir meydancıya sürekli bardak topla diyemeyiz,bir barmene sürekli temizlik yap diyemeyiz.Herkesin bir görevi ve sorumlu olduğu alan var ancak bazen bir bardağı almak yerden bir çöpü almak gibi ufak dokunuşlar tüm çalışanların iş yükünü hafifletecektir. Bir ekip içerisinde yardımlaşma ve dayanışma çok iyi seviyede olduğu takdirde çalışanlar arası arkadaşlık ,yapılan işten zevk alma gibi duyguları en üst seviyelere çıkacaktır. Diğer bir konu ise aynı bölüm içerisinde çalışanlar arasındaki yardımlaşma ve dayanışma.Bölüm müdüründen en alt çalışana kadar bölüm içinde saygı,sevgi,yardımlaşma ön planda tutulursa zevkli bir çalışma ortamı oluşturulur.Çalışanlar birbirine destek olmaz oluşan küçük problemler kendi bölümleri içinde çözülmezse ne çalışan yaptığı işten zevk alır ne de hedeflenen başarılar yakalanır. Bu yardımlaşma ve dayanışma olgusunu üst düzey yöneticileri sağlamakla sorumludur.

Otel ve Kalite Sistemi

Sürekli gelişmekte ve yeniliklere açık olan otelcilik sektöründe en üst sıralarda olabilmek için verdiğiniz hizmetin kalitesinin yanında bu hizmetin bir standarta bağlanarak devam ettirilmesi gerekir.Otel içerisinde sürekli devam eden operasyonun kontrol edilebilmesi,meydana gelen problemlerin hızlı bir şekilde çözülmesi,bilinçli bir personel ekibi ile iyi hizmet verilebilmesi için bir kalite sisteminin kurulup devreye sokulması gereklidir. Kalite sisteminde oluşturulan ,verilen hizmete ait talimat ve prosedürler en üst kademe çalışanlarından en alt kademe çalışanlarına kadar iyi bir şekilde anlatıldığında ,operasyonla ilgili gerekli rapor ve tutanak düzenli olarak kayıt altına alındığında hatalar en aza indirilerek başarı üst seviyelere doğru çıkacaktır. Kalite sistemi ile ilgili belgeyi alıp çerçeveletip duvara asmak kimseye bir fayda sağlamaz.Kalite sisteminin öngördüğü kurallar çerçevesinde işletilen bir otelde hedefler her zaman yukarı doğru olur. Kalite sisteminin en önemli parçalarından bir tanesi olan "Sürekli İyileştirme Faaliyetleri" yönetim ve yatırımcının vizyonuna bağlıdır.Sürekli iyileştirme faaliyetlerinin olmazsa olmazlarından bir tanesi personel sürekliliğidir.İnsan kaynaklarını etkili kullanamayan hiçbir işletme faydalı olamaz.İnsan kaynaklarını etkili olarak kullanan otel sayısı oldukça düşüktür. Kalite sisteminin bir tesise katkısı çok büyüktür.Her yönetici tüm operasyonu düzenli olarak takip edemeyebilir işte burada kalite sistemi devreye girerek gerekli kontroller yönetim adına yaparak gerekli rapor ve tutanakları düzenleyerek genel müdürü ve müdürlere sunar.Belirli dönemlerde yönetim gözden geçirme toplantıları yapılarak sistemle ilgili konular objektif olarak ortaya konulur. Kalite sisteminin bir parçası olan performans değerlendirmeleri ile de dedikodulara ve başka değerlendirmeler gerek duymadan müdür ve diğer çalışanların değerlendirmeleri yapılabilir. İlk başta gereksiz evrak yığını olarak görünen bu kalite sistemi iyi anlaşıldığında ve çalışana öğretildiğinde hataların minimuma indiği,operayonun daha kolay takip edildiği bir tesiste çalışır olursunuz. Yöneticilerin bu sistemi anlamaları ve alt kademelerine öğretmeleri şarttır.Kalite vazgeçilmezdir.

26 Haziran 2012 Salı

HAYAT OYUNU

İnsanlar çocukluklarından başlayarak işlerinde ve özel yaşamlarında oyunlar oynarlar. Bazıları hayatı tümüyle bir oyun olarak görürler. Onlara göre doğmak, adeta sahneye çıkmak ve kendine biçilmiş rolleri oynamaya başlamaktır. Kimileri bu biçilmiş rolleri mutlulukla benimserken kimileri de bunları reddederek kendilerine yeni roller belirlemeye ve yeni senaryolar yazmaya çalışırlar.Bu kişiler yeterince istek, çaba ve disiplin gösterirlerse çoğu kez bu yeni rollerinde de başarılı olurlar. Çocukluktaki oyunların ötesinde, yaşamın ileri aşamalarında okula gitmek, iş bulmak, iş kurmak, evlenmek, ev ya da araba almak da gerçekte birer oyundur. Hepsi düşünülür, tasarlanır, yaşanır, sonuçta kazanılır ya da kaybedilir. Oyunlardan dersler çıkarabilenler bir sonraki oyunda daha deneyimli olurlar ve daha etkili sonuçlar elde edebilirler. İş ortamlarında ürün ve hizmetler üretmek,insanları yönetmek,müşteri bulmak ve isteklerini karşılamak,para, güç ya da saygınlık kazanmak da hayat oyununun parçalarıdır. Büyük oyun içindeki küçük oyunlardır. Kurallarına göre oynandığında, gerekleri tam ve zamanında yerine getirildiğinde oyun kazanılır. Kuralları bozanlar, oyunu doğru oynamayanlar da kaybederler, oyundan çıkarılırlar. Akıllı ve etkili insan; kaderini kendi belirleyendir, yaşam oyununda kendi iplerini elinde tutandır. Düşüncelerini, sözlerini, eylemlerini, alışkanlıklarını kontrol ederek ve kişiliğini geliştirerek kaderini, diğer bir ifadeyle hayattaki rolünü kendi yazandır.Akıllı insan, sahnede dilediğince oynayan, kendi yazdığı tiradı okuyan, gerektiğinde doğaçlama yapabilen insandır, ipleri başkasının elinde olan kukla değildir. Şevket KOÇAK Rixos Al Nasr Hotel Executive Housekeeper

25 Haziran 2012 Pazartesi

Yaz'ın Rus Kış'ın Alman Ya Türkler !!!!!

Alman misafirler çok sıcak havaları sevmedikleri için genelde tatil için kış aylarını tercih ederler.Ekim ayından itibaren gelmeye başlarlar ve çok uzun süre konaklama yaparlar.60-70-90 gün kalan misafirler olur.Çünkü konaklama için ödedikleri para çok azdır.Erken rezervasyon ,uzun süreli konaklama gibi bir çok etkenlerle ve kampanyalarla gecelik konaklama fiyatı oldukça ucuza gelmektedir. Aynı durum konaklama için Türkiye'ye gelen Rus misafirler içinde geçerlidir.Yazın sıcağını,eğlenmeyi seven Rus misafirlerde uzun süreli konaklama yapmasalar bile turların düzenlemiş oldukları kampanyalarla çok ucuza tatil yapabilmektedirler. Malesef ki bu kampanyalar iç piyasada Türk misafirler için geçerli değil.En düşük sezonda bile en yüksek konaklama ücretini Türk misafirler öder.Bu neden böyledir kimse akıl sır erdiremez. Belkide amaç dış piyasaya ucuza satıp çok müşteri çekmek olabilir.Herşey dahil bir sistemde ucuz müşteri,ucuz hizmet kaliteyide düşürmektedir. 60 gün konaklayan bir Alman otel için ödediği konaklama ücretinin Almanya'daki masraflarından daha ucuza geldiğini söylüyorsa vay halimize.Otelcilik değil evcilik oynuyoruz. Bu durumlardan en çok şikayetçi olan kesim tabi Türk müşteriler.Kendi ödedikleri konaklama ücretlerinin yanında diğer yabancı misafirlerin ödedikleri rakamı duyunca şok oluyorlar. Türk misafir eşini çoluğunu çocuğunu alıp kendi arabası ile o kadar benzin yakıp tatile gelirken neredeyse kapısının önünden alınıp kapısının önüne bırakılan bir yabancı misafirden çok para ödüyor.Haklı olarakda isyan ediyorlar.Çokcada bu tip şikayetleri gördük ve duyduk. Türkiye'de otel sektörü dibe vurmadan gerekli önlemler alınmalı.Otel sahibi iyi kazanmalı,iyi hizmet vermeli,tatil yapan tatil yaptığını anlamalı,çalışan ise gerçekten yaptığı işten zevk alarak çalışmalı ve kazanmalı.

Kemer Belediye Başkanı Gözaltına alındı

turizmgazetesi.com'un haberine göre Kemer Belediyesi Başkanı Mustafa Gül ve birim yöneticileri olmak üzere 9 kişi polis tarafından gözaltına alınmış. Mustafa Gül ve birim yöneticilerinin evlerinde arama yapılmış.Rüşvet iddası ile gözaltına alınanların sorguları halen devam ediyormuş. Turizm beldelerinde sıkça rastlanan bir durum bu.Ne yazık ki insanların daha fazlası olsun amacı ile karşılıklı hırs yaptıkları bu tür davranışlar nedeni ile kendi mevkii ve ailelerine zarar veriyorlar.Parası olanın işini yapacağım diye böyle durumlara düşmenin isimlerin lekenlenmesine hiç gerek yok. Yöneticilerin dürüst ve adaletli olması en büyük dileğimizdir.

Mustafa Kemal'in Vahdeddin'in huzurunda ettiği yeminin yazılı belgesi

Mustafa Armağan bu haftaki köşesini "Vahdeddin Sırdaşı Avni Paşa Anlatıyor" kitabına ayırdı, Mustafa Kemal'in Vahdeddin'in huzurunda ettiği yemini okurlarıyla paylaştı. Yazının tamamı için:
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1233065

Kitap hakkında detaylı bilgi için:
http://www.timas.com.tr/kitaplar/tarih/osmanli-tarihi/vahdeddinin-sirdasi-avni-pasa-anlatiyor.aspx

Dekoratif raf




Yapımı son derce bu raf'ı yapabilmek için gerekli olan malzemeler isteğe bağlı ölçülerde kesilmiş mdf lam , makrome ipi ,beton çivili raf pimi.İstediğimiz ölçüde ve renkte kestirdiğimiz mdf lam'ın resimde de gördüğünüz gibi ip'in geçeceği yeri matkapla deliyoruz.Daha sonra makrome ip'inden zincir örüyoruz.Beton çivili raf pimlerini rafımızı monte edeceğimiz duvar köşesine çakıyoruz.Ucu nazar boncuğu vb. süslerle süslenmiş olan makrome ipimizi mdf lam'ın delik olan kısmandan geçiripresimdeki gibi duvara küçük bir çivi ile çakıyoruz.Mdf lam rafımızıda raf pimlerinin üzerine koyup dekoratif rafımızı tamamlıyoruz.Raf sayısı arttırılarak dilediğiniz şekillerde duvara monte edip kullabilirsiniz.

24 Haziran 2012 Pazar

Harem Sergisi’nde gezmek...

Taraf’ta imzasız bir yazı okudum. Harem-i Hümâyûn sergisi üzerindeki sükût-u hayalinden bahsediyor. Sükût-u hayalin nedenleri açık; herhalde hayatın eğlence ile güzel kızlar arasında geçmesi, bunlar arasındaki keskin rekabet veya cinayetlere varan komplolar, o günlerde de bu gibi söylentiler olurdu. III. Mehmed 18 kardeşini boğdurduğu zaman “30 nefer” gebe cariyeyi boğup denize attılar gibi. III. Murad devrinde Harem halkının sayısında bir artış vardı; padişah öldüğü vakit eski saraya gönderilen haseki, gözde ve onların yakın hizmetlileri kalabalık bir kervan tutmuş. Kuşkusuz 17. asırda da idam edilen birkaç şehzade oldu, gerçi bu artık kural değildi. 19. Asrın başında da III. Selim katledildi, II. Mahmud canını zor kurtarıp tahta çıktı ve ardından IV. Mustafa idam edildi. Her şeye rağmen popüler tarih bilgisizliğinin çerçevesi dışında Harem’in kendine özgü hayatı ve kültürü vardır. İnzibatı hadımağalarının elindedir. Bunu Afrika’dan daha çok Sudan’ın güneyinden avlanarak esircilerin eline düşen ve yukarı Mısır’daki Kopt manastırlarında rahipler tarafından ameliyat edilen (Rahipler bu ameliyatı kendilerine de uygularlar) hadımağalar, inzibatı temin ederdi. Harem’deki günlük hesap ve yazışmaları da usta ve kalfa ünvanlı Harem’in kadın memurları götürürdü.
(Kahve ve çubuk içen kadın gravürü)

Harem’de eğitim uzun süreli ve her halükarda sıkıcıydı. Vitrinin birinde kızların hüsnü hat çalışmaları, meşk ve okunanlar yer alır. Dışarıda rastlanmayacak kadar mükemmel nakış örnekleri vardı. Sabah ezanıyla kalkılıp, yatsı ile yatılan pek de öyle renkli bir hayatın olmadığı yerdi. Haftanın belli gününde bayram ve ramazanlarda musiki de olurdu, karagöz perdesi de kurulurdu, eğlenceler de olurdu. Harem’deki bu hayatın amacı, Osmanlı seçkin sınıfına eğitilmiş eş yetiştirmekti. Enderun halkının paraleliydi. Bu sıkıcı gerçeklerin dışında daha renkli ve dürtücü olayların sergilenmesi beklenemez. Elbette ki her saray hatta her ev gibi Harem’in tarihinde de üzücü ve dehşetengiz olaylar vardır, ama bir sergide kurallar ve gündelik olağanlık sergilenir. Osmanlı Harem’i büyük şehir İstanbul’a ve etraftaki önemli şehirlerin mahallerine gelin olarak gelen yani saraydan çırağ edilen “saraylı hanım” denilen kişileri hediye etmiştir. Bunlar kendi usul ve âdeti, dikiş ve nakışları, konuşma üslubları ve hatta yazılarıyla etraflarındaki kadınları tatlı-sert bir biçimde hizaya getirmekte de çok etkili olmuşlardır. Çizgi dışı Harem’i anlamak için bu olağan Harem’i bilmemiz gerekir. Harem üzerindeki oryantalist fanteziler veya popüler “muhabbetler” bir şeyler öğrenmeye ve sarayı kavramaya yeterli olmuyor. Ekim ortalarına kadar açık kalacak sergimizin amacı budur.

İlber Ortaylı
(Milliyet, 24.06.2012)

23 Haziran 2012 Cumartesi

Tığ işi örgü battaniye




Sultanahmet Camii'nin ana kubbesinin üstten görünüşü


Çivi ve iple tablo yapımı

Yapımı biraz zor zahmetlide olsa bittiğinde çok güzel tablonuz olacaktır.Tabloyu yapacağınız ebatta bir tahta veya sunta üzerine fon olarak kullanacağınızı bezi kaplıyorsunuz.Yapacağınız resmi bir beyaz kağıt üzerine çizip bezin üzerine sabitleyin.Resimin ana hatları üzerine 6-7 mm mesafeli olarak ince karabaşlı çivilerimizi çakıyoruz.İstediğimiz renklerde iple ve kendimizin vereceği desenlerde ipi çiviler etrafında dolayarak tabloyu tamamlıyoruz.

3600 prim günü ve 15 yılını doldur kıdem tazminatını al

İlk sigorta başlangıç tarihinden itibaren 15 yılı doldurmuşsanız ve bu süre içerisinde 3600 gün priminiz ödenmişse çalışmış olduğunuz işyerinden kıdem tazminatınızı alıp ayrılabilirsiniz. Bu işlemi nasıl gerçekleştirebileceğinizi şöyle açıklayabiliriz; İşyerinden kıdem tazminatınız alıp ayrılmak istiyorsanız ilk önce SGK kurumuna gidiyorsunuz.Burada emeklilik işlemlerinin yapıldığı bankodan sıra numarası alıp sıranızı bekliyorsunuz.Sıranız geldiğinde görevli memura 3600 prim gününüzü ve 15 yılınızı doldurduğunuzu söyleyip kıdem tazminatı yazısı almak istediğinizi bildiriyorsunuz.Görevli memur sistemden bilgilerinizi kontrol edip belirtilen şartlara uyup uymadığınıza bakar ve şartlarınız uyuyorsa 1 dilekçe vererek doldurmanızı ister.Bu dilekçede kıdem tazminatını alır yazısı alabilmek için SGK kurumuna başvuru yazısı yazılıdır. Görevli memur işlemleriniz için gerekli olan evrakları hazırlar ve onaylanması için 1-2 şefe ve müdüre yönlendirir.Onay işlemleri tamamlandıktan sonra işlemi yapan memura evrakları teslim edersiniz.Ve memur size gerekli olan evrağı teslim eder. Siz bu evrağı alarak SGK kurumundan ayrılırsınız.Şimdi yapmanız gereken şey işten ayrılacağınızı şef veya müdürünüze bildirmektir. Kıdem tazminatınızı alıp işyerinden ayılacağınızı müdürünüze veya şefinize bildirdikten sonra(büyük ihtimal engel olmayacaklardır çünkü sonuçta bu yasal bir hakkınız) insan kaynakları müdürünüze gidip 4447 sayılı kanunun 45. maddesi ile 1475 sayılı iş kanunun 14. maddesinin 1. fıkrasına eklenen (5).bent ile 506 sayılı kanunun 60. maddesinin 1. fıkarsının (A) bendinin (a)ve (b) alt bentlerinde öngörülen yaşlar dışında kalan diğer şartları veya aynı kanunun geçici 81. maddesine göre yaşlılık aylığı bağlanması için öngörülen sigortalılık süresini ve prim ödeme gün sayısını tamamlayarak çalışanlar kendi istekleri ile işten ayrılmaları halinde kıdem taznimanıtının alınabileceği bildirilerek bu doğrultuda bir istifa dilekçesi yazılarak SGK'dan alınan kıdem tazminatını alır yazısı ile insan kaynaklarına teslim edilir. İnsan kaynakları dilekçenizi değerlendirerek gerekli işlemleri başlatır.İşlemleriniz tamamlandığında tüm alacaklarınız ( kıdem tazminatı,alacak izin ücreti vb) size ödenecektir. İşyeri kıdem tazminatı ödemeyi kabul etmezse yasal olarak tüm haklarınızı mahkemelerde arayabilir ve kıdem tazminatınızı alabilirsiniz

Derin söz


Kanuni Sultan Süleyman zamanında geceleyin bir kadının evi soyulur. Hanım, padişaha gidip şikayette bulunur. Kanuni kadını dikkatli bir şekilde dinledikten sonra sorar:

- Hırsızlar evinize giriyor, her tarafı soyup soğana çeviriyor. Bu nasıl derin bir uyku ki, hiçbir şey duymuyorsunuz?

Kaıdnın verdiği cevap, yönetenlerde bulunması gereken en belirgin özelliği canlı bir tablo halinde ortaya koyar:

- Hünkârım! Biz, sizi uyanık bildiğimiz için böyle derin uykuya daldık!

Dursun Gürlek
(Çınaraltı Kitap Sohbetleri, Timaş Yayınları,
Şubat 2011, İstanbul, Sf. 186-187.)

22 Haziran 2012 Cuma

Turizm patronları kalifiye personeli elinde mi tutmaya çalışıyor !!!!!!

Turizm patronları kalifiyeli personeli elinde tutmaya çalışıyor başlık bir yazı paylaştım.İş'in aslı böyle mi acaba?Tutmaya mı çalışıyorlar yoksa personel giderlerini düşünüp başka yollar mı aramaktadırlar. Bu zamana kadar otellerde gördüğümüz kalifiyeli elemanı tutma yönünde değil.Öyle olmuş olsa her sezon sonunda askılar,ücretsiz izinler olmaz oteller arası personel sirkülasyonları yaşanmaz.Kendi bünyesinde yetişen personelinin önünü açar bir yerlere gelmesini sağlar. Otel çalışanları arasında bir otelde 3 yıldan fazla çalışılmaz,5 yıldan fazla çalışmaz şeklinde bir çok laf dolanır.Bunun nedeni ise çok açıktır.Bir otelde işe başlayan personel 1 yılını doldurduktan sonra terfi zamanı terfi bekler.Performans değerlendirmesi ve iş bilgisi,çalışmasıda iyi ise beklediği pozisyonda da boşluk varsa bir beklenti içerisine girer.Pozisyon olmasına rağmen terfi verilmez ise aklına gelen ilk şey daha iyi bir iş bulup işyerinden ayrılmak olur.Bu personel 2. yılını da aynı durumdaki arkadaşları ile müteala yaptığı zaman işten kopmalar başlar dedikodular artar.Personel ne kadar kalifiyede olsa artık çok faydalı olamaz ve malesef otellerde bu şekilde çalışan bir çok personel mevcuttur. Oteller de sirkülasyon olmasından bir bakımada memnundurlar.Çünkü uzun yıllar çalışan personelin kıdem tazminatı gibi alacakları artmakta ve bu tazminatlar otellere yük olarak gelmektedir.Tazminatı alacağı kabarmadan işten ayrılan personele dur demezler. Oteller gerçekten kalifiyeli elemanlarla çalışmak istiyorlarsa,çalıştırdıkları personelin hakkı ne ise vermeleri gerekir.Terfi alması gereken personellerine terfilerini vermeli,yıllık maaş zammı,izin alacaklarını kullandırmalı,ücretsiz izin askı gibi izinlerle personelini elinden kaçırmamalı. Kalifiye personel gerçekten çok önemli.İşi bilen günlük tüm operasyona hakim bir personel her yerde aranan bir personeldir.Ama otel çalışanlarına baktığınızda bırakın iş bilgisini,iki lafı bir araya getiremeyen,yabancı dil bilmeyen insanlarla dolu.Bunların en başındaki sebep ülkedeki işsizlik ve otellerde uygulanan all inclusive denilen uygulama.Bu iki unsurda otel sahiplerinin işine gelir.İşsizliğin fazla olduğu bir ülkede iş arayan her türlü insan otellerde kolayca iş bulabilmektedir.İş konusundaki torpil olayları ayrı bir konu.All inclusive sisteminde cost'u en ince ayrıntısına kadar hesaplayan iş veren en büyük kısıtlamayı personel giderlerinde yapar.Az para ucuz işçilik. İşte bu nedenlerle otellerde kalifiyeli eleman olayı çok zor.

Öz Geçmiş (CV) Hazırlamanın Püf Noktaları!

Özgeçmiş Nasıl olmalı? Ne işe yarar? · Özgeçmiş işe alınmayı değil görüşmeye kabul edilmeyi sağlar. Özgeçmişinizi kullanarak ve işyerlerine göndererek işi garantiye alamazsınız. İşe alınmanın ön koşulu görüşmeye girebilmektir. Görüşmeye girmek isteyen çok sayıdaki aday arasından sıyrılabilmek içinse iyi ve etkili yazılmış bir özgeçmiş gereklidir. Görüşmeye girdikten sonra kendinizi çok daha geniş bir şekilde ve yüz yüze olmanın rahatlığı ile anlatabilirsiniz. Özgeçmişiniz size görüşmeye girme olanağı sağlar. Özgeçmiş iyi ve doğru yazılmış olmalıdır. Kötü yazılmış bir özgeçmiş görüşmeyi ve işi kaybettirir. · Özgeçmişiniz sizin hayat hikayeniz olmamalı! Hiçbir işveren sizin hayat hikâyenizle ilgilenmez. Bu, ne onun ilgi alanına girer ne de bunun için vakti vardır. Müstakbel gelin ya da damat adayına gönderecekseniz hayat hikâyenizi yazın. Aksi halde boşa zaman ve emek harcamış olursunuz. · Özgeçmişiniz sizi işe alacak kişiye o iş için gereken özelliklerinizin anlatımı olmalıdır Özgeçmiş yaptığınız her şeyi anlatacağınız bir yazı değildir. Bir işe girebilmeniz için, o işe uygun özelliklerinizi ve başarılarınızı özetleyen bir sunuştur. · Özgeçmiş size özgün ve ayrıcalıklı olmalıdır İşe alan deparmanlara her ay yüzlerce özgeçmiş gelir ve personel yöneticileri bu özgeçmişleri inceleyip elemeden geçirirler. Her şeyi birbirine benzeyen özgeçmişlerin görüşme için şansı azdır. Özgeçmişiniz içerik ve biçim olarak farklı olmalıdır. Böylelikle sizin farklı bir insan olduğunuz anlaşılabilir. İşte size standart özgeçmiş örneği. Bu örneğe göre hazırlanan özgeçmişlerin, size bir görüşme ve istediğiniz gibi bir iş kazandırma gücü azdır. Bunun nedeni, bu özgeçmişin hazırlanmasındaki yanlışların (daha sonraki bölümlerde beraberce inceleyeceğiz) yanı sıra, çok alışılmış ve herkesin kullandığı bir biçime sahip olmasıdır.

Turizm patronları, kalifiye personeli elinde tutmaya çalışıyor!

Profesyonel Otel Yöneticilerinin kısa adı “POYD” adında bir dernekleri var. Dernek kalifiye personeli elinden kaçırmamak ve istihdam etmek için Akdeniz Üniversitesi ile iş birliği yapıyor. Amaç, turizm alanında eğitim alan ancak sektördeki zorluklar nedeniyle başka alanlara geçen gençleri, turizm sektöründe tutmak. Turizmde çalışan kalifiye eleman sayısını artırmak. Yetişmiş ve eğitimli personelin önemini vurgulayan POYD Başkanı Adnan Özsoy, “Yoldan geçen herkesin her işi yapmaması lazım. Apartmanlarda kaloriferleri bile belgesiz yakamıyorsunuz ama otelleri belgesiz insanlar idare edebiliyor.” dedi. Sektörün sezon öncesi, nisan ayı sonuna kadar yaklaşık 300 bin kişiyi işe alacağını vurgulayan Özsoy, yetişmiş personel bulmakta zorlandıklarını söyledi. Adnan Özsoy, Akdeniz Üniversitesi Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksekokulu ile yaptıkları çalışmayla ilgili bilgi verdi. Dernek ile yüksekokul arasındaki protokolün hafta başında imzalanacağını belirten Özsoy, “Üniversiteyle ilişkilerimizi geliştirip, teoriyle pratiği bir araya getirmeye çalışacağız.” dedi. Yetişmiş ve eğitimli elemanların sektörden kaçmasının önüne geçmek istediklerini dile getiren Adnan Özsoy, yaşanan sıkıntıları şu sözlerle ifade etti: “Sektörden kaçanların bir kısmı, stajı aşamasında en pis işlerle uğraştırılıyor ve sektörden kaçıyor. Bir kısmı da yanlış yönlendiriliyor, zannediyor ki okuldan çıktığı gibi müdür olacak. Aradığını bulamayınca sektörden kaçıyor. Bunun ortasını bularak sektörde tutma derdindeyiz.” Turizmin, 7 ay gibi kısa süreye sıkışmasının da kalifiye elemanın sektörden kaçmasına yol açtığını savunan Özsoy, “İnsanlar 7-7,5 ay çalışıp çıkacağı bir iş yerine, daha garantili işler tercih ediyor. Çoğunluğu devlet memurluğunu düşünüyor.” değerlendirmesinde bulundu. Kendisinin Ege Üniversitesi mezunu olduğu bilgisini veren Özsoy, beraber okuduğu dönem arkadaşlarının sadece yüzde 15′inin turizm sektöründe çalıştığını vurguladı. Yapılacak işbirliği ile turizm sektöründe yönetici pozisyonundaki çalışanları öğrencilerle bir araya getireceklerini anlatan Özsoy, öğrencilerle kendi tecrübelerini paylaşarak kaygılarını azaltmak istediklerini söyledi. Özsoy, öğrenci ve öğretim elemanlarını, derneklerine üye olmaya çağırdı.

All inclusive !!!

All inclusive sisteminin kime faydası var ? Aslında şöyle bir bakarsanız bu sistemin hem otellere hemde misafirlerine faydası var gibi görünüyor.Bana sorarsanız hiç kimseye faydası yok zararı var.Otel açısından baktığımızda oteller cost'larını düşündükleri için para kazanmak amacı ile birçok legal veya illegal yolları deniyorlar.Bunlarda zaman zaman başarılı oluyorlar bazende kötü olaylarla kaşılaşabiliyorlar.Yiyecek ve içeceklerde,oda ve diğer mekanlarda kullanılan malzemelerde kalitesiz mal ve malzeme kullanıma yöneliyorlar.Cost rakamlarını aşağı çekiyorlar ancak kaliteyi kaybediyorlar.Bunuda bir tesise girdiğinizde personelinden kullanılan malzemelere kadar dikkatli bir bakışla anlayabilirsiniz. Özellikler yiyecek ve içeceklerde kalitenin düşürülmesi direkt olarak insan sağlığına etkisi var.Etrafımızda olan bazı otellerde gıda zehirlenmesi,içeceklerden zehirlenme gibi birçok olay meydana gelmiştir bazı olaylarda kötü sonuçlanmıştır.3-5 kuruş fazla kazanmak için insan sağlığı ile oynamak akıl kâr'ı bir iş değil.Hizmet sektöründe sonunuzu hazırlamış oluyorsunuz. Misafirler açısından baktığımızda bu sistemde herhangi bir sınırlama olmadığı için,çatlayana kadara yemek yiyip hastanelere taşınanlar,içkiyi su gibi tüketip ömrü hayatında içmediği kadar içkiyi içip komaya girip tatillerini kendilerine zehir etmektedirler.Sağlıklarına zarar vermektedirler. Diğer bir konu ise israfın artması.Hazırlanan ve sunulan bir çok yemek ve içecek sunumdan sonra çöpe dökülmekte.Her öğünde bir çok aileyi doyurabilecek miktarda yemek çöpe gidiyor.Otel parasını aldığı için çöpe döküyor acımıyor ama başka bir açıdan baktığımızda bu israf karşısında insanın içi acıyor. Burada bir barmen arkadaştan bahsetmek istiyorum.İşi çok seven bu arkadaşım özenerek hazırladığı kokteyl ve benzeri içkilerin içilmeyip dökülmesinden son derece rahatsız oluyordu.Her döktüğü bardakta adet üzüntüden kahroluyordu. Kısaca anlattığımız bu sistemde sizinde anlayacağınız üzere elle tutulur bir yanı yok.Tek tavsiyemiz sürekli gittiğiniz hizmetinden ve sunumlarından memnun olduğunuz otellerden başkasına gitmeyin.Başka bir otel denemek istersenizde çok iyi araştırın. İyi tatiller.

21 Haziran 2012 Perşembe

Osmanlı döneminde kürtaj


Osmanlı döneminde çocuk düşürme, yasak ve ceza kanununa göre suçtu.

Osmanlı İmparatorluğu'nun 18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren savaşları kaybetmesinin önemli sebeplerinden biri de nüfusunun düşmanlarından daha az artmasıdır. Nüfusun azalması yüzünden hem ekilecek topraklar boş kalmış hem de orduya istenilen sayıda asker toplanamamıştır. Savaşlardan, hastalıklardan ve kaybedilen topraklardan dolayı azalan Osmanlı nüfusunu artırmak için Avrupa'dan göçmen getirilip, Türkiye'ye yerleştirilmesi bile düşünülmüştü.

Hem İslam hukukuna göre yasak olması hem de nüfusun azalacağına sebep olacağı için ıskat-ı cenin, yani çocuk düşürme Osmanlı döneminde yasaktı. Nüfusun azalmasının devletin gücünün azalmasına sebep olacağı düşünülüyordu. Ve son derece haklıydılar. Böyle bir eylemin ilahi iradeye karşı gelmek olduğuna inanılırdı. Ayrıca bu durum sadece Müslümanlar için değil Yahudi ve Hristiyanlar için de geçerliydi. Iskat-ı cenin üzerine Mustafa Öztürk, Ahmet Hezarfen, Akşin Somel, Belkıs Konan, Fatma Şimşek, Güven Dinç ve Haldun Eroğlu gibi birçok araştırmacı tarafından belgelere dayalı araştırmalar yapılmıştır.

Erhan Afyoncu
(Bugün, 03.06.2012)

Büyük acının hikâyesi


Ermeniler, sürekli Türkiye'den ayrılmalarını gündemde tutup, bizi suçluyorlar. Ancak Osmanlı İmparatorluğu'nun son 50-60 yılında yaşadığımız büyük faciaları hiç hatırlamıyoruz. Balkanlar'daki Türkler, Boşnaklar, Arnavutlar, Kafkaslar'daki Çerkesler, Kırım'daki Tatarlar katledilerek Türkiye'ye göç etmeye zorlandı. Türkiye ise gelenlerin etnik kimliğine bakmadan gelen her Müslüman topluluğa kucağını açtı.

Tarihimizde birçok büyük göç olmasına rağmen maalesef bu konudaki araştırmalar azdır. Osmanlı tarihçiliğinin önemli isimlerinden ve daha önce İran üzerine yaptığı araştırmalardan tanıdığımız Tufan Gündüz bu sefer imparatorluğun batısına yönelerek 1878'den sonra meydana gelen Boşnak göçünü araştırmış.

Yeditepe yayınları arasında "Alahimanet Bosna" adıyla çıkan kitap 1878'de Avusturya'nın işgaline giren Boşnaklar'ın hazin ve üzüntülü göçünü anlatıyor. Avusturya'nın İslami kurumları tasfiye edip, yeni bir idare kurmasıyla Boşnaklar arasında kendi vatanlarında mı kalacakları yoksa Türkiye'ye mi göç edecekleri yönünde bir tartışma başladı. Zor durumda olan Boşnaklar için Osmanlı toprakları rahat yaşayacakları bir "hayal ülkesi" idi. Ancak Osmanlı yönetimi Boşnak göçünde iyi bir idare sergileyemedi. Gelen Boşnaklar, Rumeli topraklarına değil Anadolu'ya yerleştirildi.

100 binden fazla Boşnak, Bursa, İnegöl, Adapazarı, Aydın, İzmir ve Ankara gibi yerlere yerleştirildi. Boşnaklar, açlıkla, iklimle ve hastalıkla mücadele ettiler. Göçmenler üretime geçinceye kadar yük devletin üzerindeydi. Savaştan çıkan imparatorluğun ekonomik durumu kötü olduğu için de büyük sıkıntılar çekildi. "Alahimanet Bosna" bu büyük dramın hikâyesini dönemin arşiv belgelerine göre ve akıcı bir üslupla anlatıyor.

Erhan Afyoncu
(Bugün, 03.06.2012)

Hoş geldin yeni yıl !!!!!!!!!

Yine yoğun bir yılbaşı operasyonunun sonuna gelmiştik.Bir yandan diğer mekanlarda eğlence aktivitileri sürüyor diğer yanda da otel sabaha hazırlanıyordu.Her yılbaşı operasyonunda olduğu gibi koşuşturma sabaha kadar devam ediyordu.Bir çok misafir eğlenmiş,yemiş içmiş mutlu bir şekilde odalarına çekilmişlerdi.Ayakta kalan 15-20 kadar misafir ise içmeye ve eğlenmeye devam ediyorlardı.Herşey normal görünüyordu.Sabaha hazırlık yapan personeli kontrol için yukarı çıktığımda aşağıda bulunan barda kavga çıktığını bildirdiler.Hemen aşağıya koştuğumda 4-5 Rus misafir aşırı alkollü olan bir Türk misafirin yüzüne kültablası fırlattıklarını ve Türk misafirin yüzünün kanlar içinde kaldığını gördüm.Hemen Türk misafiri olay yerinden uzaklaştırarak lavaboya götürüp elini yüzünü yıkadık.Misafirin burnunun üzerinde 1-2 cm'lik bir açılma vardı.Aşırı derecede olan Türk misafire doktora götürebileceğimizi ve tedavisinin yapılması gerektiğini söyledim.Ancak KAvgada dayak yemeyi kendine yediremeyen misafir alkolünde etkisi ile bize de saldırmaya kalktı.Kendisini güç bela sakinleştirebildik.Ardından Türk misafir Rus misafirlerden şikayetçi olduğunu ve polis çağırılmasını istedi bizde polis çağırdık.Polis ekibi otele geldiğinde hem Rus hemde Türk misafirler polislerin yanına alındı.Ancak şöyle bir durumda var eğer Ruslar gerçekten kavga etmek isteselerdi Türk misafiri parçalarlardı.Çünkü en kısasının boyu 1.90 ve yapılıydılar.Neyse tabi her iki tarafta aşırı alkollü oldukları için her söylenen söz en az 10 kez tekrarlanıyor bir türlü sona gelinemiyordu.Barda görevli olan personelden öğrenildiğine göre Türk misafir Rus misafirlerin yanındaki bayanı taciz etmiş ve Rusça birşeyler söylemiş.Bunun üzerinede pazar karışmış.Bunu da inkar etmeyen Türk misafir Rus'ların kendilerinden özür dilemeleri sonucu şikayetinden vazgeçeceğini söylemesi üzerine Rus misafirler başta itiraz etmişler sonrasında polisinde baskısıyla özür dileyerek olay tatlıya bağlanmıştır.700-800 kişi saatlerce eğleniyor alkol alıyor tek olay çıkmıyor,tam herşey kazasız belasız bitti diyeceğimiz anda bu olay patlak veriyor.Normal işi gücü bırakıp yaklaşık iki saat bu olay ve kişilerle uğraştık.Yeni yılın ilk ışıklarına merhaba dedik :)

20 Haziran 2012 Çarşamba

Her kuşun eti yenmez !!!!!!!!!!

Evet her kuşu eti yenmez gerçektende öyledir.Yaşanmış olan bu hikaye'nín kahramanları 25-27 yaşlarında iki erkek olarak konaklayan Türk misafirler ve bir bayan bir bay olarak konaklayan Ukraynalı misafirler ve Ukraynalı arkadaşları. Esasında ilk satırları okuyanlar olayı anında çözmüşlerdir.Klasik Türk erkeklerimizin saldıray modunda tesisteki her gördükleri Rus,Ukrayna gibi uyruklu bayanlara asılması.Olayın başlamadan öncesine baktığımızda bu iki Türk misafir rahat tavırlarıyla etrafta dolaşan Ukraynalı bayanı gözüne kestiriyorlar ancak diğer arkadaşlarından ve bayanın sevgilisinden haberleri yoktur bizim saldırayların.Neyse Ukraynalı bayan misafir içerden dışarı sigara içmeye dışarı çıkıyor saldıraylar peşinde ,bayan misafir içeri diskoya geçiyor saldıraylar peşinde bir iki yaklaşma girişimi sonuçsuz kalıyor.Tabi bu arada bu bayanlar bu şekilde saldıraylarla oyun oynamasını çok severler .Peşlerinden koşmalarından büyük zevk duyarlar.Bunu fırsat bilen saldıraylar taarruzları arttırdıkları esnada işe uyanan bayanın sevgilisi bizim Türk saldıraylardan bir tanesi ile disko dışında hararetli bir konuşma yaşarlar.Türk misafir yarım yamalak ingilizce-rusça karışımı bir konuşma ile kendilerinden özür diler.Bu konuşma esnasında diskodan çıkan ve bilardo oynayan Ukraynalı bayan misafir ve arkadaşları kendi aralarında birşeyler konuşmaktadırlar.Türk ve Ukraynalı misafirler konuşmalarını tamamladıktan sonra birbirlerinde uzaklaşırlar.Yaklaşık 10 dakika sonra anlaşılamayan bir sebepten dolayı bilardo masalarının bulunduğu kısım karışır.2 Türk misafir ve Ukraynalı misafirler birbirlerine girmişlerdir.Olay anında kavgaya neden olan Ukraynalı bayan misafir elindeki bilardo ıstakasını ilk önce Türk misafirin karnına vuruyor ve kırılan ıstakanın gerisi ile kafaya doğru bir vuruş yapıyor ve Türk misafirin kaşını açıyor.Tabi ortaya kan çıkınca ve otel güvenliğide olaya müdahale edince kavga yatıştırılıyor.Türk misafirler mağdur olduklarını söyleyerek Ukraynalı misafirlerden şikayetçi oluyorlar ve iş karakolda bitiyor.

19 Haziran 2012 Salı

Otel çalışanı tatile giderse

Bir otel çalışanı başka bir otele tatile giderse ne olur? Doğal olarak yapılan şu olur bir denetçi gibi herşeyi inceler çalıştığı otel ile karşılaştırmalara başlar.Kendi otelinde hizmet yaptığı bölüm ile tatil yaptığı oteldeki aynı bölümün hizmetlerine aşırı derece dikkat eder ve bu bölümde çalışanlara mutlaka kendinden bahseder.Kendini fazla kaptırırsa onları yönlendirmeye dahi kalkar.Halbuki sanane sen tatilini yap sadece izle.Memnun kalmadığın konularda,sorunlarında diğer misafirler gibi ankete yazarsın,sorumlulara bildirirsin.Hangi bölüm çalışanı olursa olsun tatil yaptığı otelde tespit etmiş olduğu yenilikleri kendiside geliştirerek çalıştığı otele fikir ve öneri olarak sunabilmeli.Konsept olarak birbirinden farklı özellikler gösteren otellerde tatil yapmak bir otel çalışanı için son derece faydalı olacaktır. Bu tür tatilleri oteller kendi çalışanları için uygulayabilirler.Örnek olarak ayın veya yılın personeline belirledikleri bir otelde konaklama hediye ederek çalışanlarını değişik fikir ve öneri konusunda teşvik edebilir,iyileştirme olarak birçok fikir sahibi olmuş olurlar.

Oleg geliyor dikkat !!!!

Bir otel çalışanı olarak yıllarca bu sektörde birçok ilginç olay yaşadık.Bu olaylar genelde yüksek sezon dediğimiz yaz sezonunda yaşanmaktadır.Olay içerisindeki misafirler ise ağırlıklı olarak Rus misafirlerdir.Bir çok çalışan Rus misafirlerle ilgili çok sayıda yaşanmış ilginç olayı bir çırpıda anlatıverirler. Burada anlatacağım misafir ise yine Rus ve adı Oleg.Oleg sürekli olarak bizim oteli tercih eder yılda 2-3 kez gelip konaklardı.Oleg'in tesise ilk geldiği zamanlarda normal olarak onu tanımıyorduk dışardan gördüğümüz kadarı ile koca göbekli iri yarı gözleri dışarı doğru pörtlemiş tipik bir Rus'tu bizim için.Tesise ilk girişi ile tanışmamız uzun sürmedi.Bol miktarda kendi deyimiyle su(votka) içen Oleg ilk olarak dış alanda bulunan bir barın yan duvarından (yaklaşık 80-90 cm yüksekliğinde) uçmuş ve 8-10 kişi ile zorlukla yerden kaldırılarak odasına götürülmüştür.Bu olaydan sonra Oleg c/out (çıkış) tarihine kadar sürekli gözetim altında tutulmuştur.Çünkü onu gören misafirlerde kendisinden korkmakta ve rahatsız olmaktaydılar.Ancak Oleg aşırı alkol aldığı zamanlarda kendisinden başkasına zararı dokunmayan bir insandı.Yine ilk geldiği dönemlerde sahilde bir misafirin düştüğünü öğrendik.Sahile gittiğimizde gördüğümüz kişi Oleg'den başkası değildi.Sahilde bulunan iki şezlong arasına boynu sıkışmış ancak aşırı alkollü olduğundan dolayı kurtulamamıştı.Orada öylece yatıyordu.7-8 personel kendisini zorla sıkıştığı yerden çıkarmak için epey bi uğraştık.Ters çevirip sırt üstü şezlonga yatırdığımızda yüzünün kıpkırmızı olduğunu ve nefes alıp vermekte olduğunu gördük.Başını geriye doğru yasladığımızda derin bir nefes alıp verdikten sonra normal olarak nefes alıp vermeye başladı.Biraz kendine gelmeye başladığında yerinden kaldırmak istedik ancak kalkmak istemedi.Otel doktorunun kontrolü sonrası sahilde şezlong üzerinde yatması için bıraktık.Akşam 21.00 sularına kadar orada sızmış bir halde öylece yattı. Her konaklamaya gelmesinde ayrı bir olay yaratan Oleg bir süre sonra tüm otel çalışanlarının sevdiği bir insan oldu.Oleg'de personeli seviyordu.Tüm yaptığı hareketler personel içerisinde konuşuluyor şaka konusu oluyordu. Hele bir gün havuz kenarında o gövdeyle çırılçıplak soyunup dolaşması tüm otelde olay oldu.Kış döneminde konaklamaya gelen oleg her zamanki gibi aşırı alkol nedeni ile bilinmeyen bir sebepten dolayı güneşlendiği şezlongta şortunu çıkartıp havuz kenarında çırılçıplak dolaşmaya başlıyor.Bu arada diğer misafirlerinde kamera ve fotoğraf makinalarıda çalışmaya başlıyor oleg bir anda yine ününe ün katıyor.Yanındaki kendi misafirlerinin yardımıyla oleg üzerini giymeye ikna ediliyor ve üzerini giyiyor.Sonuç malum şezlonların üzerinde sızıp kalıyor. Okuduklarınız Oleg ile ilgili küçük birer anı ki bunlar gibi yaşanmış bir çok anı mevcuttur.

18 Haziran 2012 Pazartesi

İnce çizgi

Otel çalışanlarının işi oldukça güçtür.Çünkü çok değişik karakterler de insanlarla karşılaşıyorsunuz tüm misafirlerle ayrı ayrı ilgilenmek zorundasınız.Memnun olan var olmayan var, farklı macera arayan var,farklı heyecanlar arayanlar var,kendi çapında tatilini yapıp gidenler var.Otel çalışanlarının tesiste çalıştıkları süre içerisinde otel misafirleri ile yaşamış oldukları pek çok iyi veya kötü anı vardır.Bir bakmışsınız en iyi sizsiniz bir olay olmuştur en kötü siz olursunuz.Haklı olduğunuz bir durum karşısında haksızmış gibi bir muamele ile de karşılaşabilirsiniz. Unutkan veya sarhoş bir misafir cep telefonunu bulamaz ama sizi bulur ve hırsızlıkla suçlar.Cep telefonu bulundu bulundu bulunamadı stres dolu saat ve günler başlamıştır.Hakaret bile duyarsınız ama telefon odadan çıkmışsa misafir tatil bitene kadar yanınıza bile uğramaz. Hizmet sektöründe çalışmak gerçekten çok zordur bakışlarınızdan yürüyüşünüze kadar her konuda şikayet alabilirsiniz.Profesyonel olarak bu işi yapan kişiler aldıkları eğitim ,yıllardır yaşadıkları tecrübe ile her türlü şikayetin üstesinden bir şekilde gelmeyi başarır.

Ayın personeli

Hemen hemen her otelde ayın en iyi,yılın en iyi personelleri seçilir ve otelde konaklayan misafirlerin görebileceği bir alana konulan panoda sergilenir.Bu seçimlerde izlenen yol genelde tüm otellerde hemen hemen birbirine benzer özellikler gösterir.Otelde konaklayan misafirlerin doldurmuş olduğu anketler haftalık,aylık olarak değerlendirilir.Bu değerlendirmeler sonucunda misafirlerin vermiş olduğu oylar neticesinde değerlendirilme yapılan aya ait en iyi hizmet veren bölüm seçilir.En iyi hizmet veren bölüm belirlendikten sonra otel yetkilileri kendi belirlemiş oldukları seçim kriterleri sonucunda ayın en iyi personelini seçerler.Bir iki örnek vermek gerekirse ayın en iyi hizmet veren bölümü seçildikten sonra insan kaynakları tarafından en iyi bölüm olarak seçilen bölümde çalışanlardan kendi aralarında bir personeli seçmeleri istenir ve bu anket sonucunda ayın personeli seçilir.Başka bir uygulama ise en hizmet bölümü seçildikten sonra bölüm müdürleri en iyi seçilen bölüm çalışanlarından bir personeli aday gösterirler ve kendi aralarında yapılan oylama sonucunda ayın en iyi personelini seçerler. Ayın en iyi personeli seçildikten sonra takip eden ay içerisinde insan kaynakları bölümü tarafından belirlenen bir iş gününde yapılan personel toplantısında seçilen personellere sertifika ve çeşitli hediyeler verilir. 12 ay boyunca seçilen personeller ayın en iyi personeli panosunda fotoğrafları sergilenir.Yıl sonunda seçilen personellerden bir kişi yöneticiler tarafından oylanarak yılın personeli seçilir.Yine insan kaynakları tarafından düzenlenen personel toplantısında yılın personeline de sertifika ve çeşitli hediyeler verilir.

"Ben her zaman yolumu tarihten aldım, bana o yol gösterdi."


Miraç Zeynep Özkartal: Serginin girişindeki notta haremin iki anlamı olduğu yazıyor: Biri padişahın kadınları, diğeri padişahın evi. Neden hep birincisi olarak algılanıyor?

İlber Ortaylı: Çünkü Harem deyince yatak odasının dışında düşünmek bazılarına zor oluyor! O bakımdan haremi evle garsoniyerin karışımı bir şey tahayyül ediyorlar. Bazı tarih dallarının bakışı öyledir. Roma tarihi de zamanımızın ayak takımı tarafından Avrupa’da öyle mütalea edilir.

Miraç Zeynep Özkartal: Bundan kurtuluş var mı?

İlber Ortaylı: Evrakla kurtulunur. Seyahatname de demiyorum çünkü çoğu fantezi, palavra. Arşivler evrak dolu. Yeter ki okuyalım ve doğru yorumlamayı bilelim.

Miraç Zeynep Özkartal: Osmanlı’yı konu alan dizilerin haremle ilgili bu algıya katkısı yok mu sizce?

İlber Ortaylı: Dizinin ne katkısı olduğu beni hiç ilgilendirmez. Bizim milletin ne sağcıları ne solcuları tarihi film çevirebilirler. Buna müsait bir irfanları yoktur.

Miraç Zeynep Özkartal: Burada müzeciliğin ciddiye alınmadığını mı düşünüyorsunuz?

İlber Ortaylı: 12 Mart döneminde kuruldu Kültür Bakanlığı. İlk bakanın işi, buradan IV. Murat’ın eşyalarını alıp AKM’ye götürmek oldu. Çünkü orada “IV. Murat” oyunu oynanıyordu, vitrine koydular eşyalarını. Efendim, Avrupa’da böyle yapılıyormuş. Avrupa tiyatrolarında vitrine konan eserler gayet makuldür, sigorta değeri bile düşüktür. Kalkıp da 17. yüzyılın büyük mareşalinin zırhını, kaftanını oraya koyup ateşte kül edemezsin. Hepsi o AKM yangınında yandı. Kaftanıyla Kuran tamamen gitti. Kılıç, zırh top halinde duruyor şimdi, onu restore etmek gereği de duyulmuyor.

Miraç Zeynep Özkartal: Topkapı Sarayı Başkanı olarak yedinci yılınız. Hedefte ne var?

İlber Ortaylı: Burada işi mümkün mertebe tamamlayıp; işime, üniversiteye döneceğim. Burası benim ömrümün yedi yılını alan, mühim bir yer. Hiçbir müesseseye bunun kadar bağlı olamam. Ben Siyasal Bilgiler’de okudum, doktora yaptım, bir bağlılığım var. Maalesef o müessese beni sukutu hayale uğrattı, ayrıldım. Galatasaray ve Bilkent üniversitelerini sevdim; inşallah hep kendilerini korurlar. Ve inşallah Türk medeniyetinin merkezi olan bu saray da ayakta kalır, en iyi şekilde korunur.

Miraç Zeynep Özkartal: Burası sizin konumunuzda biri için varılacak en üst nokta mı?

İlber Ortaylı: Benim için öyle. Ben burada bulunduğum sırada hizmet ettim. Bizde böyle basit laflar vardır: “Topkapı Sarayı’na sultan oldu” falan gibi abuk subuk laflar... Birisi o yüzden taht taşımaya kalktı. Buraya gelen hizmet eder. Neslişah Sultan’dan bir nevi icazet alıp geldim buraya. “Efendim benim tayinimi düşünüyor bakan Atilla Koç” dedim, “Ne buyuruluyor?” “A çok iyi olur” dedi. Buradan ayrılmak istediğim zaman oldu, “Lütfen bırakmayın” dedi. Onun için kaldım.

Miraç Zeynep Özkartal: Şimdi?

İlber Ortaylı: Şimdi Neslişah Sultan gitti, zaten bana işaret edecek kimse de yok. Ben her zaman yolumu tarihten aldım, bana o yol gösterdi. Bu, benim ikinci askerlik hizmetimdir diyebilirim. Tabii hem yurttaş, hem memur, hem tarihçi olarak çok şeyi öğrendim. Dünya müzeleri ve müzecileriyle yakın dostluğum oldu.

(Milliyet, 17.06.2012)

17 Haziran 2012 Pazar

Topkapı Sarayı’nda yedi yıl


Topkapı Sarayı’nın arşivleri, çini koleksiyonları, yazma eserleri için ayrı binalar gereklidir. Bunların yakın Sultanahmet çevresindeki son devir Osmanlı mimarisinin nadide örneklerini teşkil eden binalarda kurulması isabetli olacaktır...

Yedi yıldır Topkapı Sarayı Müzesi’nin yönetimindeyim. Bu yönetim sırasında Türkiye bürokrasisini tanıma fırsatı elde ettim, bunu en büyük kazanç olarak görüyorum çünkü biz Türkiye’nin seçkin üniversitelerindeki öğretim üyeleri Türkiye’yi tanıdığımızı zannediyoruz, oysa raporlara ve nazariyata dayanan bir bilgi birikimimiz var.

Topkapı Sarayı’nda şu anda devam eden restorasyonlar sebebiyle, maalesef sergilenen eser sayısı çok azdır. Yeni açılan saat sergisi ile birlikte 700 civarında eser sergilenmektedir. 2006 yılından bu yana temalı geçici sergiler düzenlemek suretiyle, depolarımızda korunan ve sergilenmeyen eserleri, müze uzmanlarımız tarafından hazırlanan sergilerle gösterime sunuyoruz. Bu amaçla göreve geldiğim 2005 Temmuz’undan itibaren 2006 yılında “Saray’ın Laleleri” ve “Hamam: Osmanlıda Yıkanma Geleneği ve Berberlik Zenaati” sergileri ile 2008 yılında “Surre-i Hümayun” ile “Bir Reformcu Şair ve Müzisyen: Sultan III. Selim Han” sergileri düzenlendi; 2009 yılında İspanyol Kültür merkezi ile “Aynı Denizin Uçlarında: Doğu’ya Yolculuk Fotoğrafında El-Hamra ve Topkapı Sarayları” ve İran’dan ilk kez ödünç alınan eserlerle “İran Medeniyeti İki bin Yıllık Ortak Miras” sergilerini açtık. İran sergisinin iki memlekette de etkileri çok oldu.

2010 yılında yine ilk kez “Moskova Kremlin Sarayı’nın Hazineleri Topkapı Sarayı’nda”, “Topkapı Sarayı’nın hazineleri” ise Kremlin Sarayı’nda sergilenmişti; ayrıca Saray koleksiyonlarında yer alan Rus eserleri ile “Osmanlı Sarayı’nda Rusya” sergisi, 2010 Türkiye’de Japon Yılı çerçevesinde “Japonya’nın Beş bin Yıllık Güzellikleri” sergisi; Saray mekanik saat koleksiyonunda yer alan eserler ve İsviçre’den gelen eserlerle "Dahi Breguet’nin Osmanlı Şaheserleri” sergileri düzenlendi. Topkapı Sarayı’nın saat koleksiyonu dünyaca meşhurdur ve bu sergiden sonra mayıs ayında Saray’daki Divit odası daimi saat seksiyonu olarak düzenlendi. Dolmabahçe Sarayı’nın saat uzmanları Recep Gürgen ve Şule Gürbüz’ün gönüllü çalışmaları ve Milli saraylarla işbirliği Sarayı’mızda bu seksiyonun dirilmesinde başlıca nedendir. Bu dönemde Milli saraylarla Topkapı Sarayı arasında her alanda bir işbirliği görüldü. Kültür bakanı Atilla Koç’un zamanında Sur-u Hümayun içindeki otobüs parkı kaldırıldı. Bakanımız Ertuğrul Günay Aya İrini’nin yanındaki kaçak lojmanları yıktırttı, saray arazisi içindeki muhtelif kuruluşlara ait binaları geri aldı ve Saraya dahil etti. Milli Eğitim bakanlığından alınan binalarda bugün saray arabaları seksiyonu hazırlanmaktadır.

2011 yılında İtalyan Kültür Merkezi ile düzenlenen “Venedik Dokuma Sanatına Osmanlı Desenlerinin Etkileri” sergisinde koleksiyonumuzda bulunan Venedik kumaşından eserler ve Bevilacqua firmasından kumaşlar gösterime sunulmuştur.

Ayrıca geçici sergilerin yanı sıra Mukaddes Emanetler Dairesi, Bağdat Köşkü, Sofa Köşkü (Kara Mustafa Paşa Köşkü), Sofa Camii, Dış Hazine (Silah Seksiyonu)’nun restorasyon ve renovasyonları yapılarak ziyarete açıldı ve Matbah-ı Amire (Saray Mutfakları)’nın restorasyonu bitirilip, teşhir tanzim çalışmalarına başlandı; yakında ziyaret edilebilecek.

Acil restorasyon ihtiyacı

Şu sıralar açılışı gerçekleştirilen “Harem” sergisi, ilk kez 2006 yılında düşünüldü. Harem’i, Saray’dan intikal eden ve müze envanterlerine kayıt edilen eserlerle ziyarete açıyoruz. Bu sergiyle ilginin artacağını umduğumuz Topkapı Sarayı Harem Dairesi’nin acil restorasyon ihtiyacının bulunduğunu, kapsamlı bir proje ve bütçe ile tamir edilmesi gerektiğini belirtmek isterim. Müzemizin en önemli ve zengin koleksiyonlarından biri olan yaklaşık 12.000 parçalık Çin ve Japon Porselenleri koleksiyonunun teşhir- tanzim, depolama, uzman ve restoratör istihdamı için ayrı bir bina gereklidir. İstanbul’un tarihi binalarından birinde Çin ve Japon, Avrupa porselenleri için ayrı bir müze kurulmalıdır. 2005’ten beri Topkapı Sarayı, Batı’daki etkin çalışan müzelerde görüldüğü üzere gerek kendi koleksiyonları gerekse ödünç aldıklarıyla sergi açmaya ve kataloglarını basmaya dikkat etmiştir. Bu katalogların bazıları yabancı dile de tercüme edilmiştir ve müzeci, koleksiyonerler dünyasında aranmaktadır. Sergilerin hazırlanmasında saray küratörlerinin başlangıçta ümitsiz konuşanları mahcup edecek başarılı bir icraat gösterdiğini bilgi ve birikimlerini ortaya koyduğunu söylememiz gerekir. Topkapı Sarayı Müzesi uluslararası şöhretini hak eden bir kuruluştur. Genç küratörlerin arasında akademik çalışmalar yapan ve dereceler alanların sayısı artmıştır. Dr. Filiz Çağman’dan başlayan bir geleneği titizlikle sürdürdük ve sürdürüyoruz. Ama ne yazık ki Türkiye’de bağış geleneği henüz gelişmektedir hatta vaat ettiğinden vazgeçen ve projelerin yarıda bırakanlar oldu.

Topkapı Sarayı’nın arşivleri, çini koleksiyonları, yazma eserleri için ayrı binalar gereklidir, bunların yakın Sultanahmet çevresindeki son devir Osmanlı mimarisinin nadide örneklerini teşkil eden binalarda kurulması isabetli olacaktır. Sultanahmet meydanı ve çevresinin bir “müze adası” olacağı kesin bir gelişme gibi görülüyor. Doğrusu da budur. İstanbul gibi bir dünya metropolünün bir merkezi bölgesinin bu anlamda düzenlenmesi, hususi kanun ve yönetmeliklerle korunması mutlaka gereklidir. Hatta bu alanın bütçesinin ve idaresinin de ayrı olması gerekir.

İlber Ortaylı
(Milliyet, 17.06.2012)

Anket

Güvenlik

Otelde konaklayan misafirlerin ve çalışanların mal ve can güvenliğini sağlamakla sorumlu olan hizmet bölümüdür.

all inclusive ve ultra inclusive

Türk turizmini ince ince içten kemiren bir düzen olan herşey dahil(all inclusive)sistemleri turizm sektörüne zarar vermektedir.Bundan sadece oteller değil diğer çarşı esnafları da etkilenmektedir. Otellere misafir çekebilmek için konaklama ücretleri düşürülüyor,devamında maliyetleri düşürmek için yiyecek içecek kaliteleri düşürülüyor,kalifiye eleman yerine tecrübesiz elemanlar çalıştırılıyor.Durum böyle olunca büyük paralar yatırılarak açılan tesislere para bırakmayacak kendi ülkelerinde orta sınıf olarak yaşayan tatil için az bir bütçe ayırarak ucuz yerleri tercih eden misafirler gelmektedir.Bu tip misafirlerin tam tersi olan yani tatil için iyi paralar ödeyen insanlar başka ülkelere gitmekte. Sektörün durumunu en iyi bilen tesis sahipleri her nedense bu sistemlerin zararlarını bildikleri halde uygulamadan vazgeçmeyip devam etmektedirler. Türk turizminin kurtarıcıları olan Rus'ların zenginleri bile diğer ülkeleri tercih etmektedirler.Her yıl gelen turist sayısı artmakta ancak bıraktıkları para aynı seviyede artmıyor. Tüm bunlar tesis içerisine olumsuz yansıyor.Ultra inclusive olarak konaklamaya geldim diyen bir misafir verilen hizmetlerden,sunulan yiyecek ve içeceklerden memnun olmuyor,misafir memnuniyetsizlikleri arttıkça başta yönetim olmak üzere tüm çalışanlara olumsuz yansıyor,silsile yolu ile her çalışan kademede stress oluşuyor ve kalite çöküyor.

16 Haziran 2012 Cumartesi

Tip box'lar

Tip box lar hep boştur.Hiç bir misafir buraya bahşiş atmaz.Gelir gider kontrol edersiniz ya tedavülden kalkmış paralar atılmıştır ya da saçma sapan şeyler atılmıştır.Bir kısım tesiste tip'ler farklı şekilde toplanmaktadır.bazılarında tip'ler otel genelinde toplanır ay sonunda tüm çalışanlara dağıtılır,bazı otellerde bölümler kendi aralarında toplanan tip'leri birleştirir sonra puanlama usulü şefler dahil tüm bölüm çalışanlarına dağıtılır.Ya da herkes kendi cebine çalışır.Daha önceki bir yazıda anlattığım gibi artık eskisi gibi tip fazla verilmemekte.Bu durum çoğu zaman çalışanları isyan ettirir.Çok nadirde olsa iyi bir bahşiş aldıklarında ise keyiflerine diyecek yoktur.Otellerde en iyi tip'leri kat hizmetleri odalar bölümde çalışanlar ile resepsiyon ve servis hizmetleri bölümünde çalışan görevliler alır.Çünkü bu personeller misafir ile birebir daha yakın yakındırlar ve bahşişi iyi alırlar. Diğer otel bölümlerinde çalışan personeller ise ya çok az tip alırlar ya da hiç alamazlar.Halbuki tüm tesiste çalışanlar konaklayan misafirler için hizmet vermektedirler.Görevleri icabı bu hizmet farklılıklar gösterebilir misafirlerler birebir diyalog kuramayabilirler.Bu konuda otel yetkilileri her bölümün kendi için tip box koyması yerine genel bir tip box tasarlayıp misafir kullanım alanlarına koyarak tüm personel için tip vermek isteyen misafirleri bu şekilde yönlendirebilir.Toplanan tip'ler tüm personele belirli periyotlarda dağıtılabilir. Tüm otel çalışanlarına bol tip'li günler............

Otel çalışanları ve maaşları

Tüm Türkiye'de olduğu gibi otelcilik sektöründe de çalışanın aldığı maaş yaptıkları işe göre çok azdır.Her sektörde olduğu gibi otel çalışanı emeğinin karşılığını alamaz.Şimdi bazı kişiler otel çalışanları tip(bahşiş) alıyor onlar için bu ek gelir diyebilir.Ancak bu düşünüldüğü gibi çok fazla bir rakam değildir.Bundan 10-15 sene önce olsa bahşiş alma gerçekten çok iyi bir ek gelir olarak kabul edilirdi.Çünkü o zamanlar turizm iyi günlerini yaşıyordu ve otellerde konaklayan misafirler hem otellere hem şehir'e hemde ülkeye iyi para bırakıyorlardı.Dolayısı ile otel çalışanları için bu bahşişler aldıkları maaştan daha iyi olduğu zamanlar bile olmuştur. Günümüzde tesislerin çoğalması, kalifiye eleman azlığı,çok ucuza yatak satılması,ultra herşey dahil(ultra all inclusive),herşey dahil(all inclusive) gibi konaklama sistemlerinin yaygınlaşması ile beraberinde hizmet kalitesini,misafir kalitesini düşürmüştür.İşsizliğinde yüksek olduğu bir ülkede yaşadığımız için fazla iş tecrüben olmasa dahi işverenin verdiği ücrete sesini çıkarmadan çalışıldığı için çalışan bulma konusunda zorluk çekmeyen tesis sahipleri ve üst düzey yöneticileri istedikleri maaşı vermekteler.Çalışanlar ise işsiz kalma korkusu ile çalışmaktalar.Bu da kendi kar marjını düşünen işletme sahibi ve yöneticilerin işine gelmektedir.Yıl sonunda otel cost'u ne kadar düşük çıkarsa ceplerine o kadar çok para girmekte. Bir çok otel hafta 2 gün veya operasyonun durumuna göre(bayram tatilleri,yılbaşı,gala vb) çalışanlarına ekstra mesai yaptırır.Bu fazla mesaileri bir kısım tesis çalışanlarına öder ancak ödemeyen kısım büyük bir çoğunlukta.Bunu herkes bilir ancak kimsede bir şey yapmaz.Sonra sattığı ürün hizmet olan işletme çalışanından sürekli güleryüz ve çok iş bekler.Bu tür zorluklara rağmen çalışanlar ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışırlar ve çalıştıkları oteli dünyada,avrupada,Türkiye de sıralamalara sokarlar ödüller alırlar.Alınan ödüller sonucunda çalışana düşen ise kocaman bir TEŞEKKÜR dür.

15 Haziran 2012 Cuma

FETHİYE VE MARMARİS'TE DEPREM TEDİRGİNLİĞİ, ANTALYA'DA TSUNAMİ DEDİKODUSU

Fethiye'nin ikinci kez 4,6 şiddetinde depremle sallanmasının ardından Marmaris'te de uzmanların uyarıları üzerine yurttaşlar geceyi sokakta geçirdi. Antalya'da tsunami dedikodusu yayıldı. FETOB asılsız tsunami söylentileri için açıklama yaptı. Bir haftadır turistik bölgelerde deprem tedirginliği yaşanıyor. Aralarında Fethiye, Köyceğiz ve Marmaris'in de olduğu turizm bölgelerinde meydana gelen depremler yurttaşları tedirginik etti. Hafta başında 4,9 şiddetinde depremin meydana geldiği Fethiye'de dün akşam da 4.8 büyüklüğünde bir deprem daha oldu. Fethiye'de nafta başında yaşanan 4,9 şiddetindeki depqremden sonra dün akyşam saatlerinde 4.8 şiddetinde yeni bir deprem daha oldu. Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi'nden edinilen bilgiye göre akşam saat 19.46’da merkez üssü Fethiye’nin Boğaziçi köyü olan 4.8 büyüklüğünde deprem kaydedildi. Fethiye ilçe merkezi, beldeleri ve köylerinde de hissedilen deprem, hasara yol açmadı. Fethiye'de 10 Haziran'da yaşanan 6.0 büyüklüğündeki depremin ardından artçı sarsıntılar devam ediyor. İrili ufaklı çok sayıda depremin meydana geldiği Fethiye'de en son olarak akşam 4.8 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Fethiye ilçe merkezi, beldeleri ve köylerinde de hissedilen deprem, hasara yol açmadı. Bölgede daha önce de en büyüğü 4.9 büyüklüğünde olan artçı sarsıntılar meydana gelmişti. Bu arada kısa adı FETOB olan Fethiye Otelciler Birilği Başkanı Yavuz Torunoğulları tsunami dedikoduları üzerine bir açıklama yaptı. Torunoğulları "Bölgemizde ne tsunamiye ilişkin herhangi bir beklenti ne de panik var. Bu konuda bilimsel açıdan uzmanların bir açıklaması da yok. Fethiye merkezli olmayan halkın kendi arasındaki dedikodudan doğan bir haber var" dedi. Marmaris'liler geceyi sokakta geçirdi Bu arada dün akşam saatlerinde merkez üssü Marmaris İlçesi'ne bağlı Karacasöğüt Köyü ile Gökova Körfezi olan, büyüklükleri 1.7 ile 3.4 arasında değişen depremler oldu. Deprem uzmanlarının 'evlere girmeyin' uyarıları üzerine yurttaşlar tedirgin olarak geceyi sokakta geçirdi. Aracı olanlar ise evleri yerine araçlarında geceyi geçirdi. Polis ekipleri ise güvenlik önemlerini artırarak ilçenin ana caddelerinde tepe lambaları açık vaziyette dolaştı. Aileleriyle Atatürk, Ulusal Egemenlik ve Cumhuriyet Caddesi'ne gelenler geceyi burada geçirdi. Akşam saatlerinde evlerinden yemek masasından kalkanlar ihtiyaçlarını restoran, kafeterya ve büfelerden giderdi. Yoğun kalabalık nedeniyle izinli olan polis ekipleri de görev alarak otolarının tepe lambaları açık ring halinde güvenlik önlemlerini artırdı. Marmaris-Muğla karayolunun 5 ve 8. kilometrelerinde deprem nedeniyle yola düşen küçük kaya parçaları trafiğin kısa süre aksamasına neden oldu. Tsunami dedikodusu yurttaşları yollara döktü Öte yandan Antalya'nın Batı ilçeleri olan Demre, Kumluca ve Kaş’ta 'tsunami ve deprem olacağı' söylentisi insanların evlerini terk edip yüksek yerlere kaçmasına neden oldu. Demre'de gece 02.30 sıralarında ''Denizde deprem ve tsunami olacak, deniz suyu çekildi'' şeklinde internette yayınlanan haberi gören vatandaşlar, yakınlarıyla paylaşınca haber kısa sürede yayıldı. Söylentiler nedeniyle yaşanan panik sonucu vatandaşlar evlerinden çıkarak yüksek bölgelere gitmeye çalıştı. Çok sayıda kişinin trafiğe çıkması nedeniyle Demre'nin Sura ile Gürses köyleri arasındaki karayolunun yaklaşık 8 kilometrelik bölümünde trafik kilitlendi. Kumluca ilçesinde de aynı şekilde söylenti nedeniyle vatandaşlar evlerini boşaltarak yüksek kesimlere çıkmaya çalıştı. Evlerinden çıkarak parklara geceleyen vatandaşlar, ''deprem, tsunami olacak'' şeklinde haber aldıklarını, bundan dolayı evlerini terk ettiklerini söylediler. Kumluca Kaymakamı Salih Işık, yaptığı açıklamada, halk arasında yayılan ''deprem ve tsunami olacak'' söylentisinin gerçeği yansıtmadığını söyledi.

SİNİGİBSKİY, TEZ TOUR'DAKİ AYRILIĞI ANLATTI

Tez Tour ortaklarından Levent Aydın'ın şirket ile ilişkisinin kesilmesinden sonra Antalya'da bir basın toplantısı düzenleyen Rus ortaklardan Aleksander Sinigibskiy, ayrılık nedenlerini anlattı. Tez Tour'daki hisse devrinden sonra Antalya'da basın toplantısı düzenleyen şirketin iki Rus ortağından Aleksander Sinigibskiy Antalya'da bir basın toplantısı düzenleyerek konuyla ilgili bilgi verdi Aleksander Sinigibskiy konuyla ilgili bilgi verirken Levent Aydın'ın şirket ile ilişkisinin kesilmesinden sonra Tez tour'un Rus şirketi haline geldiğni ilişkin değerlendirmelere değinerek, "Türkiye'de bizi Rus şirketi, Rusya'da ise Türk şirketi olarak tanımlıyorlar. Şirketlerde zaman içinde ayrılmalar ve yeni katılımlar olabilir. Bunlar önemli değil. Önemli olan şirketin kendisinin ne yoönde hareket ettiğidir" dedi. "Kendi başına şirket kurdu" Aleksander Sinigibskiy, Levent Aydın'ın şirketten ayrılması ile ilgili olarak da şunları söyledi: "Sayın Levent Aydın'ın kardeşi Sayın Bülent Aydın ile birlikte internet üzerinden uçak bilet satışı ile ilgili projelerini paylaştıklarında, Tez Tour’un diğer ortakları bu fikri desteklememişlerdir. Bu nedenle Tez Tour ortakları arasında anlaşmazlıklar ortaya çıkmıştır. Sayın Levent Aydın’ın tek başına bu faaliyete devam etmesiyle anlaşmazlıklar daha da derinleşmiştir. Sonuç itibarı ile Levent Aydın şirkette olan payını satmaya karar vermiştir." Tez Tour’un kurulduğu ilk gün itibarı ile, hissedar olmamın yanı sıra, şirketin bütün aşamalarında yönetici olarak da yer aldığını belirten Aleksander Sinigibskiy bundan sonrası için şirket ortaklarının Tez Tour Türkiye yönetimini kendisine devrettiklerini söyledi. "Katkımız artarak sürecek" Yeni bir yönetici olarak, Türkiye Turizmi’ne katkı sağlanması için en üst düzeyde çaba sarf edeceğini belirten Sinigibskiy. "Şirketimizin temel amacı her zamanki gibi turist sayısını çoğaltmaktır. Ayrıca var olan destinasyonlara ilave olarak Avrupa, Kuzey Amerika pazarlarında da bayilik almaya düşünüyoruz ve aktif olarak iç pazarı da geliştireceğiz. Aynı zamanda şirketimiz İstanbul Menkul Kıymetler Borsasına açılmayı da düşünmektedir. Sayın Levent Aydın’a çalışmalarından dolayı çok teşekkür ediyoruz. Hisse devri tamamlanmıştır ve artık geriye dönüşü de yoktur" dedi. "Antrenör değil ekip önemli" Aleksander Sinigibskiy Rusya pazarındaki durum ile ilgili olarak da bilgi verirken Rus pazarında yüzde 10'luk bir düşüş yaşandığını bunun en büyük nedenini ise Ruble'deki değer kaybı olduğunu kaydetti. Türkiye'nin Tez Tour için en önemli destinasyon olduğunu belirten Sinigibskiy, "Başka destinasyonlara daha fazla ağırlık vereceğimiz doğru değil. Öyle olsaydı bu basın toplantısını Antalya'da yapmazdık. Öte taraftan fiyatlardan dolayı bu yıl yüksek sezonda sıkıntılar yaşanacak. Tez tour olarak bir yandan Antalya dışındaki destinasyonlara da ağırlık verirken, bir yandan da Avrupa ve Amerika'dan da Türkiye'ye turist getireceğiz" dedi. Sinigibskiy, şirketlerde önemli olan şeyin antrenör değil takımın kendisi olduğunu söyledi.

SKANDAL! DAHA İNŞAAT HALİNDEKİ OTELE MÜŞTERİ ALMAK İSTEDİLER

DHA muhabirleri Yaşar Anter ve Nilüfer Kandır’ın haberine göre olay şöyle gelişti: Yurt içinden ve yurtdışından otele rezervasyon yaptırmış müşteriler kalacakları otele geldiklerinde gördükleri manzara karşısında şaşkına döndü. Müşteriler kendilerine gösterilen otele geldiklerinde otel görevlilerinin kendilerine odalar Temizleniyor" dediği odalara yerleşmek için beklemeye başladı. Yaklaşık 8 saat bekleyen müşterilere daha sonra kalacakları yer olarak henüz inşaat halinde olan ve kapıları bile bulunmayan odalar gösterildi. Otelin genel müdürü de suçun rezervasyonları yapan acenteden kaynaklandığını ileri sürerek "Turistleri aynı kalitede bir başka otele yönlendirerek sorunu çözmeye çalışacağız. " dedi.

Otel çalışanlarının oteli - Dome Otel - Can DÜNDAR

İşte Milliyet gazetesi yazarı Can Dündar'ın Dome Otel ile ilgili yazısı... "Bu köşede öyle otel, restoran övgüsü yapılmadığını bilirsiniz. Ama bugün bir istisna yapıp alenen bir oteli öveceğim. Geçen perşembe, Basın Emekçileri Sendikası “Delikanlım” belgeselimizin gösterimi için Kıbrıs’a çağırdı. Sendikanın danışmanı Doğan Tılıç ve Bora Gezmiş’le birlikte gidecektik. Gösterim 16.30’daydı. 13.00 uçağına binecektim. Kontuardaki görevli, nüfus cüzdanımı sordu. Yanımda yoktu. “Kimlik yerine geçtiği” söylenen basın kartıma davrandım, ehliyeti gösterdim. “İşe yaramaz” dediler. Pasaport polisi komiseri çağırdı. 3 saat sonra Yakın Doğu Üniversitesi’ndeki söyleşiye katılmam gerektiğini söyledim. Komiser, “Mümkün değil” dedi. Ankara’yı arayıp İçişleri Bakanı’na ulaşmaya çalışsam; “Bi taklak at, gönderelim” diyebilirdi. Vazgeçtim. Kıbrıs’ı arayıp Doğan’a “Gelemiyorum” dedim. Canı sıkıldı. Salon dolmuş, insanlar bekliyor. “Kimliğin nerede” diye sordu. “Ankara’da” dedim. “Şimdi Ankara’ya uçuyorsun. Kimliği alıp Kıbrıs’a geliyorsun. Biz de gösterimi 3 saat erteliyoruz” dedi. Ve bu imkânsız plan, aynen uygulandı. Esenboğa’ya inip kimliği aldım, yeniden Kıbrıs uçağına bindim. O sırada sendikadaki arkadaşlar TV’den, radyodan, twitter’dan gecikmeyi duyurdular. Tam 19.30’da salonda, son derece coşkulu bir seyirci grubunun karşısındaydım. Bir otel reklamı Gösterimden sonra Basın-Sen Başkanı Kemal Darbaz, “Çok özel bir otelde yer ayırttık size” dedi. Dome Otel’e gittik. Girne’de, denize nazır, kaleyle yat limanına komşu, 111 yataklı, harika bir oteldi. Ama asıl harika olan, otelin patronunun, çalışanlar olmasıydı. Dome, 1939’da Rumlar tarafından yapılmış, 1974’te Vakıflar İdaresi’ne devredilmiş. Zarar ettiği için özelleştirilmesine karar verilmiş. Hükümet, Türkiye’den bir ünlü bir işadamına yok pahasına devretmek üzere iken Turizm Emekçileri Sendikası, “Bize verin” diye ortaya çıkmış. Otelin 2007 zararı 3 trilyon TL imiş. Üstelik asıl para getiren kumarhane devredilmeyecekmiş. Yine de sendika, “Bu zarar, kötü işletmeden. Biz, iyi işleteceğiz” demiş, zararı da üstlenip 10 yıllığına oteli devralmış. Sonrası tam bir başarı öyküsü: Hemen fizibilite yapıp yatırım kararı almışlar. Odaları yenileyip ek tesisler açmışlar. Daha önce memur zihniyetiyle çalışan emekçiler, oteli sahiplenmiş. Böylece ilk 2 sene zararı azaltmış, 3. sene kâra geçmişler. Oteli işleten Sendika Başkanı Bayram Karaman, “Çevre otellerde 11 yatağa 1 personel düşerken Dome’da 2 yatağa 1 personel düşüyor. Hafta tatili, izin, ücrette de onların iki katı hakka sahibiz” diyor. Büyük kâr etmiyorlarmış, ama Bayram Başkan umursamıyor: “İşletmenin kâr etmesi değil, topluma katkı yapması önemli... Biz, bir ideale odaklandık. Üretenlerin yönetebileceğini ispatladık. Sonunda sendika da, Vakıflar da, çalışanlar da, Kıbrıs da kazandı. Şimdi özelleştirilecek diğer kuruluşlardaki sendikalar bizi arayıp akıl alıyor.” “10 yıl sonra ne olacak” diye soruyorum. “Dünyadaki gidişata bağlı” diyor: “Dünya sosyal devlete yönelirse bu uygulamalar, yayılarak devam eder. Üretenler yönetime geçer.” Otelden ayrılırken THY’yi, Hava-İş devralsa nasıl olur diye düşündüm. Dome otele gidin. Sizi sadece iyi bir tatil değil, bir hayat dersi bekliyor olacak."

Tip Box ,tip (bahşiş)

Otellerde hizmet veren personele bahşiş vermek dünyanın her yerinde vardır.Aldığı hizmetten memnun kalan misafir bunun karşılığında görevli personele bahşiş verir.Bahşiş verme konaklayan misafirlerin milliyetine göre farklılıklar da gösterir.Eskisi kadar bol bahşiş vermeseler de Alman misafirler bahşiş konusunda çok ince bir düşünceye sahiptirler.Cüzdanlarında mutlaka bozuk para bulundururlar.Bulundururlar bulundurmasına da bazen bu işi çok abartırlar ya tedavülden kalkmış eski TL'leri gururla dağıtırlar yada en küçük euro bozuklukları böbürlenerek avucuna sıkıştırıverirler.Rus misafirler ise bahşiş vermekle çok büyül bir iş yaptıklarını düşünerek bu olayı abartanların başında gelirler hele birde kafaları iyiyse paraları bitene kadar ortalığa saçarlar ayıkınca hiçbirşey hatırlamaz ve ertesi gün herşey sıfırdan başlar eğer para kaldıysa :) Şaka bir yana kaliteli hizmet verilen bir tesiste hizmeti veren kişiler bahşişi hakediyorlar.Çünkü onların işi otel misafirlerinin sorunsuz rahat bir şekilde konaklama yapmaları için ellerinden geleni yapıyorlar.

"Türk Dış Politikası Tarihi"nden alıntılar-2: Birinci Dünya Savaşı ve sonuçları


Birçok İngiliz ve Alman devlet adamı ve subayına göre Türkiye'nin savaşa girişi savaşın iki yıl uzamasına sebep oldu ve Bolşevik devriminin oluşup patlak vermesine imkan sağladı. Osmanlı'nın savaşmaya karar vermesi, ilk kez Çar I.Nikola tarafından ortaya atılan ve Avrupa tarafından da benimsenen "Avrupa'nın hasta adamı" imajını paramparça etti. Çünkü "Avrupa'nın hasta adamı" bu kararı alarak ölmeyi reddetmişti.

Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu'nun kesin yenilgisi ve dağılmasıyla sonuçlanmış olsa da, ironik bir şekilde bu durum Türkleri devrini kapamış bir imparatorluk düzenini sürdürme yükünden kurtardı ve gerçek modernleşme, bağımsızlık ve vatandaşlık ümitlerinin gerçekleşmesinin yolunu açtı. Türkiye'nin 1952'de NATO'ya girişi ve 1999'da Avrupa Birliği aday üyeliğinin kabul edilişi, on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında başlayan ve 1914-1918 ile 1919-1922'de tayin edici aşamalardan geçen modernleşme ve milletleşme sürecinin sonuçlarıydı. Dolayısıyla Birinci Dünya Savaşı yenilgisi kılık değiştirmiş bir zaferdi.

Kemal Karpat
(Türk Dış Politikası Tarihi, Timaş Yayınları,
Mayıs 2012, İstanbul, Sf. 152-153)

14 Haziran 2012 Perşembe

"Türk Dış Politikası Tarihi"nden alıntılar-1: II.Abdülhamid dönemi

Abdülhamit'in Türkiye'nin modernleşmesine en büyük katkısı eğitim sistemini olağanüstü derecede genişletmesiydi. Dini eğitim veren mevcut sıbyan okulları (ilkokullar) 1903'te din adamları yerine modern muallim mekteplerinde yetişmiş öğretmenlerin ders verdiği Avrupa tipi okullara dönüştürüldü. 1870'lerde kabaca 200 bin olan öğrenci sayısı 1903'te yaklaşık 850 bine ulaştı. Siyasal açıdan eğitimdeki en anlamlı gelişme orta ve yüksek eğitim düzeyinde gerçekleşti. 1876'da ortaöğretim seviyesindeki rüşdiyelerin sayısı yaklaşık 420 ve mevcudu 20 bin öğrenciydi; 1908'e gelindiğinde bu okulların sayısı 619'a mevcudu 40 bin öğrenciye yükseldi. Ayrıca rüşdiyelerle işbirliği içinde yükseköğrenim sunan idadiyelerin sayısı da 109 idi. 1892'den sonra İslam hakkında bazı dersler de dahil edilmekle birlikte, müfredat esas olarak seküler konulardan oluşuyordu. Bu modern okullar Avrupa tarzı düşüncelere ve özlemlere sahip yeni bir aydın grubu yetiştirdi.

Gerçekte Abdülhamit'in İslamcılığı çaresizlikten doğmuş bir politikaydı. Sultan sadece devletin toprak bütünlüğünü korumak için Osmanlı Müslümanlarının ortak kültürüne başvurmuştu. Özel olarak da Arapların ayrılmasını önlemeye ve İngiltere ve Fransa'nın Osmanlı topraklarını paylaşma planlarına karşı dışarıdaki Müslümanların manevi desteğini sağlamaya çalışıyordu.

Kemal Karpat
(Türk Dış Politikası Tarihi, Timaş Yayınları,
Mayıs 2012, İstanbul, Sf. 117-118)

13 Haziran 2012 Çarşamba

Otel misafirleri ve otel çalışanları

Konaklamak için gittiğiniz otelde herkesin normal olarak beklentisi iyi bir tatil geçirmek,iyi bir hizmet almak ve dinlenmek.Tesise ilk giriş yaptığınızda sizi karşılama hostesi çalışanlar karşılar ve sunumlarında bulunan ikramlardan ikram eder.Daha sonra resepsiyon çalışanları tarafından giriş yani check/in işlemleriniz yapılır ve otel hakkında size odanız,tesiste bulunan restaurantlar,günlük aktiviteler gibi konularda bilgi verilir.Bir bellboy ile birlikte bavullarınızla birlikte odanıza çıkarsınız.Tesiste ilk gördüğünüz yer odanızdır.Geniş ferah güzel dizayn edilmiş bir oda gibisi yoktur.Odanızdan çıkıp tesisi gezmeye ve tanımaya başladığınızda siz tesisi tanırken bir yandanda çalışanlarda sizi tanımaya çalışırlar.Birbirleri arasında ilk yorumlar yapılmaya başlanır.Eğer ki konakladığınız tesise ilk defa gidiyorsanız içecek aldığınız bardan yemek aldığınız restaurantta kadar siz nasıl ince ince inceliyorsanız çalışanlarda aynen öyle sizleri inceliyordur.Ancak burada bir fark var misafir memnuniyetini ve memnuniyetsizliğini ilgili yerlere bildirir,çalışan ise misafir memnuniyeti nedeni ile olumlu yada olumsuz yorum yapamaz. Tesisin daimi misafiri iseniz tüm çalışanlar sizi tanıdığı için fazla zorluk yaşamazsınız yemek tercihlerinden ,içki tercihinize kadar bir çok hizmet nelerden hoşlandığınız bilindiği için tüm sunum ve hizmetler rahatlıkla yapılır. Zor beğenen,zor memnun olan herşeyden şikayetçi bir yapınız var ise adınız tesis genelinde çok çabuk yayılır.Ancak otel çalışanlar bu tip misafirlere alışık olduğu için şikayetleri minimuma indirmeye mümkün olduğu kadar yardımcı olmaya çalışırlar.Çünkü bir otel çalışanının görevi misafir memnuniyetini üst seviyelerde tutmaktır. (Devam edecek)

Halil İnalcık: "Rönesans'ın başlamasında Osmanlı'nın katkısı var"

(1572'de Avrupa haritası.)

Hiç bilinmeyen bir şey, Osmanlı Türklerinin, Rönesans'ı başlatan fikir hareketine önemli katkı yapmalarıdır.

O zaman Osmanlı'da İbn'ül Arabi'den gelen Eflatun felsefesini takip eden bir fikir muhiti vardı. Gemistos Plethon, tahsilini Yahudi ve Müslümanların bir arada bulunduğu bu felsefe muhitinde aldı. Plethon Edirne'de Murad'ın sarayında da bulunduktan sonra bu felsefeyi temsil eden bir insan olarak Floransa'ya yerleşti ve öğrendiği felsefeyi en geniş bir şekilde temsil etti. Bu felsefe Floransa'dan Almanya'ya, İngiltere'ye intikal etti. Türkiye'den giden Yunanlı filozof, alim, filologlar sayesinde İtalya'da yeşeren serbest düşünce Hıristiyanlığın hurafelerle bozulmuş şeklini, papanın bütün otoritesini yıktı. Erasmus bu felsefeden faydalanarak İncil'i yeniden yazdı. Luther, Almanca'ya tercüme edilen bu İncil'i okudu. Böylelikle Batı'da, yeni tenkitçi dönem yer bulmaya başladı. Fransa'da bu felsefeyi okuyarak bir Descartes yetişti. Bugün bilim adına ne varsa bu fikirlerden kaynaklanır.

Halil İnalcık
(Sabah, 11.06.2012)

12 Haziran 2012 Salı

Oteller ve personeller

Bir otele dışarıdan bakıldığında mimari olarak ne kadar görkemli ne kadar büyük olursa olsun içerisinde çalışan personel kalifiye elemanlardan kurulu bir takım olmazsa o otelin en iyi oteller sıralamasında üst seviyelerde olması çok zordur.En üst kademedeki yöneticiden en alt kademedeki elemana kadar çok iyi bir bağ kurulursa başarıyı yakalamak çok daha kolay olacaktır.Vurdum duymaz personellerinin sorunları ile ilgilenmeyen bir yönetimle oteller hedeflerine ulaşamaz. Misafir memnuyetinin sağlanmasında en büyük pay sahibi otel çalışanlarıdır.Bir otel çalışanının misafire karşı küçük bir tebessümü bile tesise çok şeyler katar.Bu nedenle tesis sahibi ve idarecileri otel çalışanlarına karşı olumlu yaklaşımlarda bulunmalı,çalışanları sorunları ile yakından ilgilenmeli ve mümkün olduğunca her konuda yardımcı olabilmelidirler.

Otel çalışanlarının çalışma saat ve şekilleri

Otelcilik sektöründe çalışma şekli vardiyalı olarak 24 saatte 8'er saat olmak üzere 3 vardiya şeklinde düzenlenmektedir. Sabah vardiyası 08:00/16:00 akşam vardiyası 16:00/24:00 gece vardiyası 24:00/08:00 ana çalışma saatleri olarak belirlenmiştir.Bu saatlerin dışında tesislerin günlük operasyon ihtiyacına göre ara çalışma vardiyaları konulmuştur. Ana çalışma saatleri dışında hizmet bölümleri ekstra mesai uygulamasıda yapmaktadırlar.Ekstra mesai uygulaması hemen hemen her otelde uygulanmaktadır.Fazla mesai uygulamasında antraklı çalışma denilen şeklide uygulanmaktadır.Yani fazla mesai yapan personel mesaisinin bir kısmını tamamladıktan sonra yöneticilerinin bilgisi dahilinde belirtilen süre kadar dinlenir sonra tekrar görevine devam eder. Personel normal olarak haftada 1 gün off kullanır yani izin yapar.Yıllık izinler tesisin doluluk oranı en düşük olduğu dönemlerde kullanılır.Bayram,yılbaşı gibi operasyonun yoğun olduğu günlerde izin kullanılmaz.

İstanbul'a dair iki söz

"Bu şehr-i Stanbul ki bî misl-ü bahâdır / bir sengine yekpâre Acem mülkü fedâdır.
(Bu İstanbul şehri ki misli benzeri yoktur / bir taşına bütün Acem mülkü fedadır.)

Şair Nedim

"Dünyaya bir kez bakmak zorundaysan sadece İstanbul'a bak."

Alphonse de Lamartine

Fikir ve Düşünceleriniz Önemlidir

Evet fikir ve düşünceleriniz konakladığınız tesislerde büyük önem taşır.İster olumlu ister olumsuz her türlü öneri ve düşünceleriniz tesis yöneticilerine yön verir.Zaten tesislerde en önde gelen faktör misafir memnuniyetidir.hiçbir tesis misafirlerinden gelen öneri ve düşünceleri gözardı edemez.Misafirlerinden gelen öneri ve düşünceleri gözardı eden dikkate almayan tesisler kendi kulvarlarındaki yarışta geride kalırlar.Bu tip tesisler kendi personeline de gereken değeri vermezler , zamanla yarışta en arkalara düşerek kaybolup giderler. En iyi hizmeti verebilmek için sürekli araştırma ve yenilik içinde olan tesisler hem misafirlerinden gelen düşünce ve önerileri değerlendirirler hemde kendi bünyesinde çalışanların düşünce ve önerilerini değerlendirirler. Tesisler kendi personelinden gelen düşünce önerilere personeli teşvik etmek amacı ile personeline çeşitli hediye ve primler vermektedirler.Personel çalıştıkları ortamlarda misafir memnuniyetini arttırmak için çeşitli öneri ve düşüncelerini yönetime sunar.Tesis yönetimi bu düşünce ve önerileri değerlendirerek en iyi olanları yıllık planlamalarına ekleyerek gerçekleştirir. Fikir ve düşüncelerin iyisi kötüsü,mantıklısı mantıksızı olmaz her türlü fikir ve düşünce yönetime aktarılmalıdır.Bazı tesis için iyileştirmeleri mantıksız diye düşündüğümüz bir öneri ateşleyebilir. Bu nedenle otelde konaklayan misafirler odalarına bırakılan anketleri(resepsiyon ve halkla ilişkiler bölümlerinde de bulunur)personeller ise kendi kullanım alanlarında olan öneri ve anket formlarını doldurabilirler ,doldurmalıdırlar.

Nâzım Hikmet'in fetih şiiri


Vâlâ'ya

İslam'ın beklediği en şerefli gündur bu;
Rum Konstantiniyye'si oldu Türk İstanbul'u!
Cihana karşı koyan bir ordunun sahibi,
Türk'ün padişahı, bir gök yarılır gibi
Girdi, "Eğrikapı"dan kır atının üstünde
Fethetti İstanbul'u sekiz hafta üç günde!
O ne mutlu, mübarek bir kuluymuş Allah'ın...
"Belde-i Tayyibe"yi fetheden padişahın
Hak yerine getirdi en büyük niyazını;
Kıldı Ayasofya'da ikini namazını.
İşte o günden beri Türk'ün malı İstanbul,
Başkasının olursa yıkılmalı İstanbul.

Nâzım Hikmet

(Ümid, 13 Kanun-ı sani 1337/1921
*857; Miladi 1453, İstanbul'un fethi.
Bütün Şiirleri, 4.Baskı YKY, İstanbul, 2008, s.1969.)